• Ege Ergün

Dünyanın Hayat(sız) Kadınları

Ben de şımarmak isterdim herkes gibi! Yoksulluk kudurtuyordu beni. Ve işte o zaman değiştiğimi hissederdim.

Dilim damağıma yapışırdı. Ağızdaki sigara gibi tat verirdi iyi sözler. Oysa ben hep mahallenin meleği olmak istemiştim. Lanetleyin beni! Ne yaptımsa yoksulluktan kurtarmak içindi oğlumu...


Ey Tanrılar! Sizin o büyük tasarılarınızda ben, zavallı insan, çok küçük kaldım!

‘‘Hayat kadını Shen Te’nin yakarışları’’ (Bertolt Brecht / Sezuan’ın İyi İnsanı)


METALLİCA – TURN THE PAGE:

Orijinali 1973 yılında Bob Sager tarafından yayınlanmış Turn The Page şarkısı, asıl ününe Metallica’nın 1998 yılında seslendirmesiyle kavuşmuştur.


Klip, hayatını sahne dansı ve seks işçiliğiyle idame ettirmek zorunda kalan bir kadınla, onun küçük yaştaki kızının beraber geçirdikleri bir günü anlatmaktadır. Oldukça realist bir bakış açısıyla çekilen bu klip, belki de insanlık tarihi kadar eski olan ‘seks işçiliği’ kavramını ele almaktadır. Grubumuz, bu kavramın klişeleşmiş ahlaki tabularını bir kenara bırakarak, bazılarının ‘yokmuş’ gibi davrandığı veya ‘ahlaki olarak kötü birer insan’ kabul ettikleri seks işçilerinin, günlük yaşantısını ve yaşadıkları sıkıntıları yansıtmaya çalışmıştır.


İLGİLİ VİDEO LİNKİ:

https://www.youtube.com/watch?v=qPOTEs_yTJo&list=RDqPOTEs_yTJo&start_radio=1


1) NORMAL GÖZÜKEN BİR HAYAT:

Hayat(sız) Kadın: Her zaman teşhirci biri olmuşumdur. Evet, işin aslını gerçekten kavrayamasam da aslında hep eğlence sektöründe yer almak istemiştim. Ve şimdi bu noktadayım...


Dikkat edecek olursak bu sözleri tamamladığında önce mimikleriyle dik bir duruş sergileyen bir kadın var karşımızda. Ardından müzik girerken kafası öne eğilmekte. Daha ilk dakikadan ayakları üstünde durmaya çalışırken içindeki dertlerini dışa vurmamak için gayret eden bir kadın görüntüsüyle karşılaşıyoruz.


Bir motel odasında yaşayan anne ve kız karşımıza çıkıyor. Yorucu bir dünden kalma sabah ışıklarıyla, kadının masasındaki buruşuk paralar göze çarpıyor. Sakin melodiyle giriş yapan Metallica, anne ve kızın sakin bir sabahına eşlik ediyor. Derken ikili hazırlanmaya başlıyor. Kadın sabah sigarasını içerken aynaya bakıyor. Belki dünden kalan bir iz var mıdır diyedir. Kızı ise o sırada annesinin aksesuarlarıyla eğleniyor. Kadın masadaki ‘buruşuk paraları’ alıp kızıyla yola koyuluyor.


Bu sırada söylenen sözler dikkate değer. (You don’t feel much like ridin’, you just wish the trip was through - Sürmeyi çok sevmiyorsun, sadece gezinin bitmesini diliyorsun.) Bir araçla yolcuktan bahsediyorsa da sözler aslında kadının hayatını çok severek yaşamadığı ama yine de kendi kızı gibi bazı sebepler sayesinde sürdürdüğünden bahsediyor gibi.


Kızıyla gezerken kadını çevreden tanıyanlar oluyor ve panikle

kızını ilk gördüğü restorana sokup o buruşuk paralarla kızına tatlı yedirip eğlendiriyor. Gözleri uzakları Izlerken şarkının sözleri o anı anlatır gibi, (You predent it doesn’t bother you, but you just want to explode – Seni rahatsız etmiyormuş gibi yapıyorsun, ama patlamak istiyorsun)


2) TEKRARDAN SAHNENİN ÜZERİNDE:

‘THE CLASSY LADY’ adında bir mekanın içerisine giriyorlar. Kulis içerisinde kendisi kedisiyle oynarken şov için hazırlanmış annesini öperek sahneye uğurlayan kızı görüyoruz. Ardından şov başlıyor. Kadın kendi vücudunu direkte sallarken kızı kuliste onun aksesuarını sallayarak oyun oynuyor, annesi gibi makyaj yapmaya, ona özenmeye hevesli gözüküyor.


Kimileri bunu sahneyi izlerken şu soruları soracaktır. Küçük bir kızın bu ortamlarda ne işi var? Bu kızın annesini bu halde görmesi ne kadar doğru? Kızın annesine özeniyor olması yanlış değil mi? Böyle bir kadının anne olmaya hakkı var mı? İçten içe bunun gibi soruları soruyorsak, fikrimce olaya doğru açıdan bakmıyoruz, sorulması gereken asıl soruları kaçırıyoruz demektir.

Anne ve kızı bu duruma düşüren ne? Kızın babası neden ortalıklarda yok? Kadının yaptığı iş esnasında kızını bırakabileceği başka bir yer neden yok? Fikrimce asıl sorulması gerekenler bunlardır.


Ardından motel odasına geri dönüyorlar. Kızı için gün sona ermiş gözüküyor. Kadın, kızını yatırdıktan sonra yaptığı konuşma az önce sorulması gereken dediğim soruların cevabı niteliğinde...

Hayat(sız) Kadın: Ben bu işi para için yapıyorum ve istersem hayatımı değiştirebilirim. Toplumun benden olmamı istediği kişi olabilirim. Kızımı büyütebilirim, başkalarının yapabileceği kadar iyi bir şekilde...


Şu videoyu ilk izleyişimde, bu ana kadar izleyip, üstüne bu sözleri işittikten sonra kendimi aşırı kötü hissetmiştim. Bildiğiniz, o kötü his içimde kıvranıp duruyordu. Fikrimce aynı hissiyatları yaşayan James Hetfield da bu durumdan olsa gerek gitar rifflerini kadının sözlerinin bitmesiyle beraber yüzümüze tokat gibi yapıştırıyor.


3) GÜN HENÜZ SONA ERMEDİ:

Bu sahnede görülen cinsel şiddet kurgu olsa da hayatta bunun fazlasıyla örnekleri mevcut. Bunun ülkemizde en bariz örneği eski TCK Madde 438’de bulunan insanlık onuruna aykırı hükümdür.

İlgili maddede ‘Irza geçmek ve kaçırmak fiilleri fuhuşu kendine meslek edinen bir kadın hakkında irtikap olunmuş ise, ait olduğu maddelerde yazılı cezaların üçte ikisine kadar indirilir.’ hükmü bulunmaktadır.

Hatta bu maddenin konulmasında ve savunulmasında şu ifadelere yer verilmiştir. ‘’Fahişe, fuhuşu kendisine meslek edinmiş, onu ticari bir iş kabul etmiş olduğundan bu tür kadınların kişi ve cinsel özgürlükleri iffetli kadınlarınki kadar bozulmuş sayılmaz. Kaçırmak ve ırza geçmek eylemleri iffete karşı işlenen birer suç olması ve bu eylemlerle karşılaşan fuhuşu meslek edinen bir kadının uğrayacağı zararın, iffetli bir kadının uğrayacağı zarara göre çok daha az olacağı gerçeğinden hareket eden yasa koyucu bu nedenle Türk Ceza Yasası’nın 438. Maddesi ile böyle bir ayrıma yer vermiştir.’’ (Gülşah Korkusuz (İÜHFM C. LXXI, S. 1, s. 815-854, 2013 syf:22)

Bu madde, 1986 yılında hukukumuzun yaşadığı bir utanç tablosunun temel kaynağı olmuştur. 1986 yılında N.T. dört kişi tarafından kaçırılarak tecavüze uğrar. N.T.’nin seks işçisi olarak çalıştığı iddiası üzerine tecavüzcülerin cezasında 2/3 oranında indirim uygulanır. Karar daha sonra Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Anayasa’nın 10., 12., 17. ve 19. maddelerinin birinci fıkraları, hukukun temel ilkeleri ile adalet duygusuna aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasa Mahkemesi’ne taşınır. Fakat mahkeme heyeti TCK’nın 438. maddesinin Anayasa’nın belirtilen hükümlerine aykırı olmadığına oy çokluğuyla karar verir. Kıyamet de, haklı olarak, bu karardan sonra kopar. Kadın örgütleri, hukukçular, insan hakları dernekleri ve muhafazakar olarak bilinen milletvekilleri de dahil olmak üzere onlarca milletvekili bu eylemlere katılır. Kadınlar TCK’nın 438. maddesine karşı birleşmeye ve direnmeye çağrılır, Karaköy’de genelevlerin bulunduğu Zürafa Sokak’ta basın açıklamaları yapılır ve yürüyüşler düzenlenir. Haklı isyanın ardından SHP ve ANAP 438. maddenin kaldırılması için bir önerge hazırlar ve 21 Kasım 1990’da bu madde kaldırılır. Hatta bu olay ‘Madde 438’ adlı bir filme de konu olmuştur. İlgili AYM kararını kaynakçada belirteceğim.


4) ANA FİKRİ VEREN NAKARAT:

Nakaratı incelememin sonunda yapmayı özellikle tercih ettim. Nakarat boyunca ‘yolda olduğundan’, ‘yine sahnenin üzerine çıktığından’ ve ‘‘yıldız’ı oynarak çekip gideceğinden’ bahsediyor. Metallica, istemese de bu kısır döngüyü tekrar ve tekrar yaşayan bir kadının ağzından dökülür gibi seslendirmiş bu güzel nakaratı. Hayat sayfasını sürekli çevirmeye(turn the page) çabalayan ama başarılı olamayan bir kadın imajı verilmiş. Yine de hayatın iğrenç yüzleriyle karşılaşan birine göre oldukça güçlü duruyor olması, videonun güzel sonla bitmemesinden duyduğum üzüntüyü bir nebze hafifletmişti. Güçlü olduğunu zaten videodaki son sözlerinden de anlayabilirsiniz.

Hayat(sız) Kadın: Eğer hayatıma en başından tekrar başlayabilseydim. Şu ana kadar verdiğim kararların kesinlikle aynısını verirdim...


5. SON:

İster zorunda kaldığı için, ister sadece para için, isterse zevk için, ne maksatla olursa olsun seks işçiliği yapan insanlar insanlığından, ahlakından veya onurundan bir şey kaybetmezler. Yasalara aykırı olmadıkça insan kendi bedenini istediği şekilde kullanmak özgürdür. Biz hukukçuların savaşması gerekense, tehdit, şantaj veya zorla alıkoyma gibi TCK’mızda suç olarak kabul edilen fiillerle insanları bu durumlara düşüren insanlardır. Bunun en bariz örneği Türkiye’de bu olayların belki de hepsini deneyimleyen bir ablamızın hikayesidir. Adı Ayşe Tükrükçü. Yıllarca zorla bedeni sattırılmış, vücut bütünlüğü yüzlerce kez ihlal ettirilmiş bir kadın.


Fark ettiniz mi? En başta tiyatro metninden alıntıladığım replik bir Alman tiyatrocu tarafından yazıldı. Bu video ve şarkı Amerika’da üretildi. Şimdiyse 1986 yılında Türkiye’de yaşanan bir olaydan bahsedip, hayatı elinden alınmış bir ablamız olan Ayşe Tükrükçü’den bahsediyorum. Bu sorun evrensel bir sorundur. Bir ‘insan onuru’ problemidir. ‘Hayatsız Kadın Ayşe’ adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Youtube’de ‘Katarsis’ programında da hayatını uzunca anlatan bu ablamızın Taksim’de ‘Hayata Sarıl Lokantası’ adında çok tatlı bir dükkanı bile var. Tesadüftür ki en başta alıntıladığım tiyatro oyunundaki hayat kadını da oyunun olay akışında hayat kadınlığını bırakmak için bir dükkan açmıştır. Hayatsız Kadın Ayşe kitabından Ayşe Tükrükçü’nün kendi kaleminden dökülen bu şiirle incelememi sonlandırıyorum.


HAYAT KADINI:

Ben isteyerek hayat kadını olmadım.

Et pazarında isteyerek etimi satmadım.

Ben anamdan kahbe doğmadım.

Ben bu damgayı kendim almadım.


Adımıza hayat kadını denildi.

Elimizden tutanımız olmadı.

Aç mıyız tok muyuz umursanmadı.

Hayatta hep horlanıp, dışlanan biz olduk.


Kucaktan kucağa atıldık.

Beş, on kuruşa zorla satıldık.

Gün geldi bazılarımız canından oldu.

Dayanılmaz işkencelere maruz kaldık.


Ne çocukluğumu yaşadım, ne gençliğimi.

Ne bir yuvam oldu ne bir evim.

Gözümden yaş hiç eksik olmadı.

Ben kahbeliği kendim seçmedim.


Bu damgayı bizden geri alınız.

İsyanlarımıza yalvarırım kulak veriniz.

Bize hayatımızı geri veriniz.

Ölümüze değil, dirimize sahip çıkınız!