• Melisa Su Esat

İstanbul'un Kaybolan Mozaikleri

İnsanların estetik duygularını hayata nasıl yansıttıklarını gösteren çeşitli yollardan biri mozaikti. Mozaik sanatı, bir yüzeyin, farklı renkler ve şekillerdeki küçük parçaların yan yana getirilmesiyle süslenmesinden ortaya çıkmıştır. Mozaiğin tarihi antik çağlara uzanır. Sümer kenti Uruk’ta MÖ 3.binyıla ait mozaik benzeri duvar kaplamaları bulunmuştur. Yine en eski tarihli olduğu düşünülen mozaiklerden biri, MÖ 8. yüzyıldan kalma ve çakıl taşlarından oluşmaktaydı.

Pantokrator İsa, Kariye Müzesi, İstanbul

Meryem Ana Mozaiği, Ayasofya, İstanbul

Roma İmparatorluğu döneminde şehir kaldırımlarında, evlerin avlularında, meydanlarda çoğunlukla sırlanmış seramikten yapılmıştı. Roma kültüründe gösterişli villalarda aslında serinlemek için, ıslak zeminde çamurlaşmayacak bir yüzey tercih edilmeliydi. Böylece mozaikler Romalılar tarafından yer döşemelerinde yaygın bir şekilde kullanılmaya ve yüksek kesimlerde mozaik sanatına olan ilgiyi artırmaya başlamıştı. Zeugma Antik Şehrindeki villalardan çıkarılan mozaikler bu dönem eserlerinin en güzel örneklerindendir. Günümüzde Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Tatlıcılar Çarşısı, Kağnı

Yer döşemeleri, zemin kaplamaları, süslemeler yapılırken kullanılan mozaikler gittikçe renklenmeye ve malzeme bakımından değişmeye başladı. Mozaik sanatında cam da kullanılmaya başlanıldığında Helenistik Dönem olarak adlandırılan MÖ 323- MÖ 146 tarihleriydi. Bizans Dönemi boyunca bu sanatın en önemli malzemesi cam oldu.


Erken Hıristiyanlık Döneminde camın üstüne metal varak kaplanarak altın ve gümüş tessera yapımı ile bu teknik, Bizans mozaiklerinin imza özelliklerinden biri oldu.


İstanbul, tarih boyunca birçok medeniyet görmüş ve içinde hepsinden parçalar barındıran bir şehir olarak sanatın çeşitli formlarını yansıtıyor. Geçmişten günümüze farklı kültürleri yoğurarak yapılarında, duvarlarında, sokaklarında göstermeye; ruhunu yaşatmaya devam ediyor. Özellikle Bizans döneminden günümüze miras kalan pek çok mozaik eseri bulunmakta. Bu eserler pek çok sanatçıya ilham vermiş, günümüze ışık tutmuştur.


İMÇ

20.yüzyılda Türkiye’nin ilk akla gelen mozaik sanatçılarından biri olan hatta sanatın birçok dalında önde gelen Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1950li yıllarda Bizans mozaikleri ile ilgilenmeye başlamış, bunlardan esinlenerek mozaik panolar ve duvar resimleri yapmaya başlamıştı. Bedri Rahmi Eyüboğlu İstanbul’un duvarlarını nakış gibi işlemiş, şehre ruhunu veren inanılmaz eserler bırakmıştır. Anadolu ruhunu modern ve özgü bir dille yansıtmış, halk sanatından figürlere yer vermiş ve kendi argümanlarını, motiflerini derlemiştir.


“Mimar eli değmedikçe resim bir göçebe hayat yaşamaya, daha doğrusu yaşamadan diri diri gömülmeye yahut da loş müze salonlarında uykuya dalmaya mahkumdur. “



Sanat eserlerini hiçbir yere sığdıramayan Eyüboğlu, İstanbul duvarlarını kendine tuval edinmişti. 1958 yılında Uluslararası Brüksel Sergisi’ndeki Türk pavyonuna yaptığı 227 metrekarelik çalışması ile birlikte Eren Eyüboğlu ile beraber yaptığı İMÇ’de bulunan mozaik için de 1958 Brüksel dünya sergisinden kalan Avrupa taşları ve Bedri Rahmi’nin Venedik’ten aldığı mozaikler kullanılmıştır. Fonu altın mozaik taşlardan oluşur, Bizans mozaiklerinden aldığı ilhamı modernize ederek özgün ve büyüleyici bir şekilde yansıtır.


1959 yılında Paris Nato Merkezi’ne 50 metrekarelik bir pano hazırlamış, ülkemizde özellikle Ankara ve İstanbul’da birçok işe imza atmıştır. Ne yazık ki ülkemizde bu eserler pek korunamamış ve günümüzde İstanbul’da gittikçe yok olmaya yüz tutmuş yaklaşık yirmi eseri bulunmakta.


Binalarla bütünleşmiş eserler çeşitli restorasyon, tabelalar veya reklam panolarından dolayı kaybolmuş. Örneklerden bir tanesi, Karaköy’deki “Özlem Sucukları” adında bir şarküteri dükkanında bulunuyor. 1991’de dükkana yerleşen dükkan sahibi, bir röportajında mozaiklerin üstünün kapalı olduğunu ve tesadüfen bulduklarını, tadilatla ortaya çıkarttıklarını anlatıyor.


Maalesef tek katliam bu değil . Geçtiğimiz yıllarda Sirkeci’deki Doğubank İşhanı’nın yan cephesinde bulunan mozaik pano, yapılan son tadilatla izolasyon malzemesi ile kapatıldı. 4.Levent Konutları’nda bulunan 4 eser tabelalar ile kapatılmışken Beşiktaş Belediyesi’nin girişimi sonucu kaldırılarak kurtarıldı. Bedri Rahmi, eserlerini yaptığı dönemde de birçok zorluk ve engelle karşılaşmıştı ancak üretkenliği ve sanata olan aşkıyla hiçbir şeyin önünde durmasına izin vermeyerek eserlerini günümüze ulaştırdı. Günümüzde devam eden aynı zihniyetteki engellerin karşımıza çıkmasıyla ne kadar iç karartıcı örneklerle çok karşılaşsak da, Bedri Rahmi’den örnek alabileceğimiz üretkenliği, mücadeleci ruhu ve sanatın ışığıyla bunlara göğüs germeye devam edeceğiz.


Sanatın ocağına alev olmak derdim.../ Bırak beni sanatın ufkunda haykırayım/ Ya kafamı kırayım, ya fırçamı kırayım.



Sanat Hukuku Enstitüsü

Proje Direktörü

Melisa Su ESAT