• Stj. Av. Aslı Taşdelen

Telif Hukukunda Eserden Doğan Mali Haklar

GİRİŞ

Eser sahiplerinin fikir ve sanat eserleri üzerindeki telif hakları, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (“FSEK”, “Kanun”) düzenlenmiş ve koruma altına alınmıştır. 5846 sayılı Kanun’un 1/B maddesinin a bendinde eser, “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlanmıştır. Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, bir zihinsel çaba ve çalışma sonucu ortaya çıkarılan ürünün eser niteliğini haiz olabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması ve Kanun’da sayılan eser çeşitlerinden birine dahil olması gerekli ve yeterlidir.

Eser sahibi ise, bir eseri meydana getiren kişidir (FSEK m. 1/B, b.1). Tüzel kişiler eser sahibi olamamakta[1], yalnızca gerçek kişiler eser sahibi olabilmektedirler. Telif haklarının korunması için tescil gerekli olmadığından eserin meydana getirilmesi ile birlikte eser sahipliği statüsü kazanılmakta, eser sahibinin söz konusu eser üzerindeki hakları doğmakta ve korunmaya başlamaktadır.


Fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahiplerinin manevi ve mali haklarının 5846 sayılı Kanun kapsamında korunacağı Kanun’un 13. maddesinde “fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleri bu Kanun dairesinde himaye görür” denilmek suretiyle belirtilmiştir. Manevi haklar, eser sahibi ile eser arasındaki kişisel ilişkiden doğarken; mali haklar, eser sahibi ile eser arasındaki ekonomik ilişkiden doğmaktadır. Eser sahibinin meydana getirdiği eseri üzerinde sahip olduğu mali ve manevi haklar mutlak niteliktedir ve eser sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilir.


Mali ve manevi haklar açısından sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesinin geçerli olduğu doktrinde kabul edilmektedir.[2] 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenen manevi haklar kamuya sunma (umuma arz) hakkı (m. 14), eser sahibi olarak tanıtılma (adın belirtilmesi) hakkı (m. 15), eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkı (m. 16), eserin aslına ulaşma hakkı (m. 17/1), sergileme hakkı (m. 17/3) ve eseri tahrip etmeyi önleme hakkı (m. 17/2) olarak sayılmıştır. Mali haklar ise işleme hakkı (m. 21), çoğaltma hakkı (m. 22), yayma hakkı (m. 23), temsil hakkı (m. 24) ve işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (m. 25) olarak sayılmıştır. Bunlara ek olarak, 5846 sayılı Kanun’un 45. maddesinde düzenlenen pay ve takip hakkının da mali haklar kapsamına dahil edilmesi gerektiği savunulmaktadır.[3]


I. MALİ HAKLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ

Eserden doğan mali haklar, eser sahibinin fikri çaba ve çalışmasının sonucunda meydana getirdiği eserden maddi olarak münhasıran yararlanmasına olanak sağlayan mutlak haklardır. Eser sahibi, sahibi olduğu mali haklar çerçevesinde eserinden ekonomik olarak yararlanır ve bu yararlanmanın şeklini de kendisi tayin eder. Söz konusu haklar münhasıran eser sahibine ait olduğundan eser sahibi, üçüncü kişilerin haksız bir şekilde eserden faydalanmaları durumunda bunları engelleme yetkisine sahiptir.[4] FSEK m. 20 uyarınca henüz alenileşmemiş bir eserden her ne şekil ve tarzda olursa olsun faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.


1. Herkese Karşı İleri Sürülebilme

Eserden doğan mali haklar, mutlak hak olmaları sebebiyle sahibine mutlak yetkiler vermektedirler. Dolayısıyla mali haklar herkese karşı ileri sürülebilir. Eser üzerindeki mali haklar yalnızca hak sahibi veyahut onun izin verdiği kişiler tarafından kullanılabilir. Eser sahibi, eseri üzerindeki mali hakları münhasıran kullanabileceği gibi üçüncü kişilerin bu hakları ihlal etmeleri halinde bu haksız faydalanmaları engelleyebilir.


2. Bağımsızlık

Mali haklar, kural olarak birbirilerinden bağımsız hareket ederler. Her bir mali hak, ayrı ayrı tasarrufların konusunu oluşturabilir. Mali haklardan birinin tasarrufu ve kullanılması diğer haklara etki etmez (FSEK m. 20). Örneğin bir eser sahibi, sahip olduğu çoğaltma hakkını bir kişiye devrederken, temsil hakkını farklı bir kişiye devredebilir. Nitekim FSEK m. 52’de “Mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.” denilmek suretiyle de mali hakların bağımsızlığı tekrar vurgulanmıştır.


Bir mali hakkın devredilmesi, diğer mali hakların da devredildiği anlamına gelmez. Bir mali hakkın devredilip devredilmediği hususunda tereddüt yaşanması durumunda ise hakkın devredilmediği yönünde yorum yapılması gerekmektedir.[5] Bir mali hakkın devriyle amaçlanan ekonomik faydanın sağlanması diğer bir mali hakkın kullanma yetkisinin devrini zorunlu kılıyorsa, diğer mali hakkın da devredilmiş sayılıp sayılmayacağı hususunda doktrinde görüş ayrılıkları söz konusudur. Ancak Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere mali hakkın niteliğine göre, devredilirken o mali haktan ekonomik fayda sağlanabilmesi için bir manevi hakkın da kullanılması zorunluysa bu takdirde o manevi hakkı kullanma yetkisinin de devir kapsamında olduğu kabul edilmelidir.[6] Örneğin, eser sahibinin bir eserin çoğaltma ve yayma hakkını devretmesi durumunda manevi bir hak olan umuma arz hakkını da kendiliğinden devrettiği kabul edilecektir.[7]


3. Hukuki İşlemlere Konu Olabilme

Manevi hakların aksine, mali haklar hukuki işlemlere konu olabilir. Eser sahibi veya mirasçıları kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibariyle mahdut veya gayrimahdut, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilirler (FSEK m. 48/1). Eser sahibi, eseri üzerinde sahip olduğu mali hakları üçüncü kişilere kısmen veya tamamen devredebileceği gibi kullanma yetkisini de (ruhsat/lisans) verebilir.


Eser sahibi, meydana getirmiş olduğu eserin mali hakları üzerinde borçlandırıcı işlem yapabileceği gibi tasarruf işlemi de yapabilir. Ancak eser sahibi henüz meydana getirmediği veyahut tamamlamadığı eserler üzerinde tasarruf işlemi yapamamakta, yalnızca borçlandırıcı işlem yapabilmektedir. Nitekim henüz meydana getirilmemiş eserler üzerinde tasarruf işlemi yapılması halinde bu işlem geçersiz olacaktır (FSEK m. 48/3). Öte yandan, ileride meydana getirilecek eserler üzerindeki borçlandırıcı işlemler Kanun’da sayılan belirli durumlarda tek taraflı olarak feshedilebilir (FSEK m. 50/2) veyahut kendiliğinden fesih olabilir (FSEK m. 50/3). İleride çıkarılacak mevzuat ile eser sahibine yeni mali haklar tanınması halinde bu yeni hakların da devralan veyahut kullanım yetkisi verilen kişiye geçmiş sayılacağına ilişkin tasarruf işlemleri veya borçlandırıcı işlemler yapılamaz (FSEK m. 51/1). Aynı şekilde, ileride çıkarılacak mevzuat ile eser sahibinin mali haklarının kapsamının genişletilmesi veya koruma süresinin uzatılması durumunda, eser sahibinin bu haklardan vazgeçmiş veya bunları devretmiş sayılacağına ilişkin borçlandırıcı işlem veya tasarruf işlemi yapılamaz (FSEK m. 51/2).


4. Miras Yoluyla İntikal Edebilme

Eserden doğan mali haklar miras yoluyla intikal ederler. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruflar da yapılabilir.


Eser üzerinde ortak (müşterek) eser sahipliğinin söz konusu olması durumunda, eser sahiplerinden biri ölürse, eserin sadece onun tarafından meydana getirilen kısmı miras yoluyla intikal edecektir.[8] Eser üzerinde iştirak halinde (elbirliği) eser sahipliğinin söz konusu olması durumunda ise eserin alenileşip alenileşmediği değerlendirilmelidir (FSEK m. 64). Eser sahibi, eserin tamamlanmasından veya alenileşmesinden önce ölürse, onun payı sağ kalan eser sahipleri arasında paylaştırılacaktır. Ancak sağ kalan eser sahiplerinin, ölenin mirasçılarına uygun miktarda bir bedel ödemesi zorunludur. Ödenecek miktar üzerinde anlaşılamaması halinde bedeli mahkeme tayin edecektir. Eser sahibi, eserin alenileşmesinden sonra ölürse, sağ kalan eser sahipleri ölenin mirasçıları ile birliği devam ettirip ettirmemekte serbesttirler. Birliği devam ettirmeye karar vermeleri halinde sağ kalan eser sahipleri, mirasçılardan, birliğe karşı haklarının kullanılması hususunda bir temsilci tayin edilmesini isteyebilirler. Birliği devam ettirmemeye karar vermeleri halinde ise tıpkı alenileşmemiş veya tamamlanmamış eserlerde olduğu gibi ölen eser sahibinin payı sağ kalan eser sahipleri arasında paylaştırılacak ve sağ kalan eser sahipleri tarafından ölenin mirasçılarına uygun bir bedel ödenecektir.


II. ESERDEN DOĞAN MALİ HAKLAR

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenen mali haklar işleme hakkı (m. 21), çoğaltma hakkı (m. 22), yayma hakkı (m. 23), temsil hakkı (m. 24) ve işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (m. 25) olarak sayılmıştır. Bunlara ek olarak, 5846 sayılı Kanun’un 45. maddesinde düzenlenen pay ve takip hakkının da mali haklar kapsamına dahil edilmesi gerektiği savunulmaktadır.[9] Mali ve manevi haklar açısından sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesinin geçerli olduğu doktrinde kabul edilmektedir.[10]

Mali haklar, eser sahibinin yaşadığı sürece ve ölümün itibaren 70 yıl boyunca korunurken; manevi hakların korunması için süre sınırı getirilmemiştir (FSEK m. 26, 27).



1. İşleme Hakkı

Eser sahibinin eserini meydana getirirken başka bir eserden faydalandığı ve bu esere nispeten bağımsız nitelikte olmayan fikir ve sanat eserlerine işlenme eser denir. FSEK m. 1/B maddesinin c bendinde işleme eser “diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsulleri” olarak tanımlanmıştır. FSEK m. 6’da yine işlenmenin tanımı tekrarlanmış ve işlenme sayılan eserler maddede sayılanlarla sınırlı kalmamak üzere örnek kabilinden sayılmıştır. İşleme eserin dikkat çekilmesi gereken özelliği, tamamen bağımsız bir eser olmayışı ve faydalanılan eser ile arasında fark edilebilir derecede bir bağ bulunmasıdır. Örneğin bir öykünün sinema eseri senaryosuna dönüştürülmesi işlemedir.[11]

FSEK m. 6/2 hükmüne göre istifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlenmeler eser sayılır ve telif korumasından yararlanır. Dolayısıyla işleme eser, işleyenin faydalandığı eserden bağımsız olmasa da işleyenin hususiyetini taşımak ve faydalanılan eser sahibinin haklarına zarar getirmemek zorundadır.


Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 21). İşleme eser üzerindeki haklar münhasıran sahibine ait olduğundan, işleyen kişi söz konusu eser üzerinde ancak bağımsız eser sahibinin izin verdiği takdirde ve izin verdiği ölçüde eseri kullanabilir. Öte yandan, her ne kadar işleme eser oluşturulurken bağımsız eserden faydalanılmış olsa da bağımsız eser sahibinin işleme eseri kullanabilmesi için işleyen eser sahibinden izin alması gerekmektedir.


Bağımsız eser sahibinden izin alınması ve onun belirlediği ölçüde eserin işlenmesi durumunda işleme eser sahibi, meydana gelen işleme eser üzerindeki haklarını üçüncü kişilere karşı ileri sürebileceği gibi bağımsız eser sahibine karşı da ileri sürebilir.[12] Bir eserin izinsiz bir şekilde işlenmesi durumunda söz konusu işleme eseri ne işleyen kişi ne de bağımsız eser sahibi kullanabilmektedir.

Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen kişi, işleme gereği zorunlu görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapabilir.


Eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri yasaklayabilir. Bağımsız eser sahibi bu yetkisinden sözleşme ile vazgeçemez, aksine yapılan sözleşmeler geçersizdir (FSEK m. 16/3).


2. Çoğaltma Hakkı

Çoğaltma, bir eserin aslına uygun olarak kopyalanmasıdır. İcracı Sanatçılar, Fonogram Yapımcıları ve Yayın Kuruluşlarının Korunmasına Dair Roma Sözleşmesi’nin (“Roma Sözleşmesi”) 3. maddesinin e bendine göre çoğaltma, “bir tespitin bir veya daha fazla kopyasının yapılmasını” ifade etmektedir.


FSEK m. 22’ye göre bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Eserlerin aslından ikinci bir kopyasının çıkarılması ya da eserin işaret, ses ve görüntü nakil ve tekrarına yarayan, bilinen ya da ileride geliştirilecek olan her türlü araca kayıt edilmesi, her türlü ses ve müzik kayıtları ile mimarlık eserlerine ait plan, proje ve krokilerin uygulanması da çoğaltma sayılır. Aynı kural, kabartma ve delikli kalıplar hakkında da geçerlidir. Çoğaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsar.


Çoğaltmanın söz konusu olabilmesi için eserin duyu organlarıyla algılanabilecek şekilde bir cisim üzerinde tespit edilmesi gerekmektedir. Örneğin bir şarkının ses kayıt cihazına kaydedilmesi, bir kitabın basılması, bir güzel sanat eserinin fotoğrafının çekilmesi, bir eserin internet üzerinden indirilerek bilgisayara kaydedilmesi çoğaltmadır. Burada eserin doğrudan veya dolaylı olarak algılanması çoğaltma açısından fark yaratmamaktadır. Zira sonraki aşamalarda çoğaltmaya yarayan kalıp ve model gibi araçların üretilmesi de çoğaltma teşkil etmektedir.[13] Örneğin bir sinema eserinin tespit edilmiş olduğu CD’den, başka bir CD’ye kayıt yapılması (doğrudan çoğaltma) durumunda da, söz konusu sinema eserinin, tespit edildiği CD kullanılmaksızın televizyondan veya internetten yayınlandığı sırada ses ve görüntüsünün aynı nitelikteki başka bir araca kaydedilmesi (dolaylı çoğaltma) durumunda da çoğaltma söz konusu olacaktır.


Çoğaltmanın meydana gelmesi için henüz tespit edilmemiş bir eserin ilk kez tespit edilmesi ve hatta tek bir nüshasının çıkartılması dahi yeterlidir; eserin birden fazla kopyasının çıkartılması gerekmemektedir. Örneğin bir sinema eserinin ses ve görüntüsünün bir CD’ye tespiti çoğaltmadır. Nitekim Roma Sözleşmesi’nin 3. maddesinin e bendinde bir tespitin bir kopyasının yapılması da çoğaltma olarak tanımlanmıştır.


Çoğaltmanın söz konusu olabilmesi için eserin tamamının çoğaltılması da zorunlu değildir. Eserin bir kısmının kopyalanması durumunda da kopyalanan kısım sahibinin hususiyetini taşıyorsa yine çoğaltma meydana gelmiş olacaktır.


Çoğaltmanın hangi şekilde veya hangi araçlarla gerçekleştirildiğinin bir önemi yoktur. Çoğaltma, herhangi bir şekilde ve herhangi bir araçla gerçekleştirilebilir; bu konuda gerek kanunlar gerek uluslararası sözleşmeler ile bir sınırlama getirilmemiştir. Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi’nin (“Bern Sözleşmesi”) 9. maddesinin 1. fıkrasına göre eser sahipleri, hangi biçim ve yöntemle olursa olsun eserlerinin çoğaltılmasına izin verme hakkına sahiptirler. Ayrıca, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 22. maddesinin 1. fıkrasında eser sahibinin eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle çoğaltma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.


Eserin boyutunun veya büyüklüğünün değiştirilmesi, eserde kullanılan malzemenin değiştirilmesi ya da eserin formatının değiştirilmesi gibi biçim değişiklikleri de yine çoğaltma teşkil eder.


Tespitin sürekli veya geçici olması çoğaltma bakımından önem arz etmemektedir.[14] Her iki durumda da çoğaltma gerçekleşir.


Eser sahibinin asıl veya çoğaltılmış nüshalar üzerindeki mülkiyet hakkını satış gibi işlemler ile devretmesi, aksi kararlaştırılmamışsa, telif haklarını devrettiği anlamına gelmez. Bu durumda yalnızca eserin mülkiyet hakkı devredilmiş olup eserden doğan telif hakları -üçüncü kişilere devredilmediği sürece- eser sahibine ait olmaya devam edecektir. Ancak bir güzel sanat eserinin çoğaltma hakkına sahip olan bir kişi, kalıp ve benzeri çoğaltma aletlerinin zilyetliğini devrettiyse, aksi kararlaştırılmamışsa, çoğaltma hakkını da devretmiş sayılacaktır (FSEK m. 57).


3. Yayma Hakkı

Eserden doğan mali haklardan bir diğeri de yayma hakkıdır. Bir eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının kiralanması, ödünç verilmesi, satışa çıkarılması veya diğer yollarla dağıtılmasına yayma denilmektedir (FSEK m. 23). Eseri yayma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. FSEK m. 23 hükmünden de anlaşılacağı üzere, bir eser üzerinde yayma hakkının gerçekleştirilebilmesi için eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının mevcut olması gereklidir. Dolayısıyla eserin ilk tespitinin yapılmış olması (eserin aslı) veya çoğaltılmış nüshalarının bulunması zorunludur. Zira bir çalışmanın düşünce aşamasında olması, henüz bir cisim üzerinde somutlaşmamış olması durumunda bir eserden söz edilemeyeceğinden telif koruması mümkün olmayacak ve yayma hakkı da kullanılamayacaktır.


Yayma hakkı genellikle eserin çoğaltılmasından sonra gerçekleşse de yaymanın ve çoğaltmanın aynı zamanda gerçekleştirilmesi mümkündür. Mali haklar birbirinden bağımsız olduğundan, yayma hakkını kullanan kişi ile çoğaltma hakkını kullanan kişiler farklılaşabilmektedir.


Yayma hakkı ivazlı olarak kullanılabildiği gibi ivazsız olarak da kullanılabilir.


Fikri mülkiyet hukukunda hakkın tüketilmesi ilkesi, fikri mülkiyet hakkına konu bir ürünün eser sahibinin izniyle satışının bir kez gerçekleştirilmesinden sonra, eser sahibinin mülkiyeti devredilen ürünün sonraki tasarruflarına herhangi bir müdahalede bulunamamasıdır. Mali haklar kural olarak tükenmez. Bu kuralın istisnasını ise mali haklardan biri olan yayma hakkı oluşturmaktadır. Yayma hakkının tükenmesi için ürünün eser sahibi tarafından veya onun izniyle piyasa sunulması ve yeniden satışı yapılan ürünlerin orijinal olması, taklit ya da korsan olmaması gerekmektedir.[15]


Telif hukukunda yayma hakkı bakımından geçerli olan tükenme türü ülkesel tükenmedir. Ülkesel tükenmeye göre, eser sahibi eserinin aslının veya nüshalarının hangi ülkede satışına izin vermişse, o ülkede gerçekleştirilen ilk satıştan sonra eser sahibinin yayma hakkı tükenmektedir. Dolayısıyla eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının ilk satışı gerçekleştiğinde eser sahibinin yayma hakkı tükenir ve eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını satın alan kişi, bunları ancak o ülkede satabilir veya dağıtabilir. Nitekim FSEK m. 23/2’de “Kiralama ve kamuya ödünç verme yetkisi eser sahibinde kalmak kaydıyla, belirli nüshaların hak sahibinin yayma hakkını kullanması sonucu mülkiyeti devredilerek ülke sınırları içinde ilk satışı veya dağıtımı yapıldıktan sonra bunların yeniden satışı eser sahibine tanınan yayma hakkını ihlal etmez.” denilmiştir. Örneğin eser sahibi olan A’nın şiir kitabının aslının satışını B’ye Türkiye’de yapmış olması durumunda B, söz konusu kitabın aslını yalnızca Türkiye içinde yeniden satabilir veya dağıtabilir.


Yayma hakkının tükenmesi ilkesinin istisnasını, eser sahibinin kiralama ve kamuya ödünç verme hakları oluşturmaktadır. Nitekim FSEK m. 23/2’de yayma hakkının tükenmesi ilkesi ele alınırken kiralama ve kamuya ödünç verme yetkisinin eser sahibinde kalacağı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının satışı veya dağıtılması durumunda eser sahibinin kiralama ve kamuya ödünç verme hakları tükenmemektedir. Bu durumda söz konusu ürünü satın alan kişinin, ürünü kiralayabilmesi veya kamuya ödünç verebilmesi için eser sahibinden izin alması zorunludur. Örneğin eser sahibi olan A’nın sattığı kitabını alan B, bu kitabı C’ye satabilir ancak C’ye kiralayamaz; kiralaması durumunda yayma hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Aynı şekilde, bir kütüphanenin, eser sahibi olan A’nın şiir kitabını A’dan izin almaksızın B’ye ödünç vermesi durumunda da yayma hakkı ihlal edilmiş olacaktır.


4. Temsil Hakkı

Temsil hakkı, bir eserden doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanmak olarak tanımlanmıştır (FSEK m. 24/1). Bern Sözleşmesi m. 11/1’e göre “Dramatik, dramatik-müzik ve müzik eserlerinin sahipleri: (i) Eserlerinin her türlü yöntem ve araçla toplum önünde icrasına, (ii) Eserlerinin toplum önündeki icrasının her türlü iletimine izin verme hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.”.


Bir eser üzerinden doğrudan veya dolaylı temsil suretiyle faydalanma hakkı, münhasıran eser sahibine aittir. Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere temsil faaliyeti doğrudan gerçekleştirilebileceği gibi dolaylı olarak da gerçekleştirilebilir. Örneğin bir bale gösterisinin sahnelenmesi doğrudan temsil iken; söz konusu bale gösterisinin ses veya resim nakline yarayan bir alete kaydedilip umuma gösterilmesi veya bale gösterisinin herhangi bir teknik araçla sahnelendiği yerden başka bir yere nakledilmesi dolaylı temsil teşkil eder.[16]


Eser sahibinin temsil hakkını devretmesi, sözleşmede aksi belirtilmemişse dolaylı temsilin de devredildiği anlamına gelmez. Temsil hakkının devredilmesi halinde yalnızca doğrudan temsil yetkisi verilmiş olacaktır.[17]

Temsil hakkı; eser sahibinin veya meslek birliğine üye olması halinde, yetki belgesinde belirttiği yetkiler çerçevesinde meslek birliğinin yazılı izni olmadan, diğer gerçek ve tüzel kişilerce kullanılamaz (FSEK m. 24/3).


5. İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı

Umuma iletim, eserin radyo, televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla kamuya iletilmesidir.[18] Yeniden iletim ise, kamuya iletimi gerçekleştiren kuruluşun yaptığı iletimin aynı nitelikteki bir başka kuruluş tarafından alınması ve yeniden umuma iletilmesidir. Dolayısıyla umuma iletim hakkı bir eserin radyo, televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla yayınlanmasını kapsadığı gibi aynı eserin işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanmasını veya dijital olarak iletimini ve yayınlanmış eserin aynı nitelikteki başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanmasını da kapsamaktadır.


Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo, televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması (yeniden iletim) suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 25/1). Bern Sözleşmesinin 11. (tekrar) maddesinde bu husus “Edebiyat ve sanat eseri sahipleri; (i) Eserlerinin yayınlanmasına veya telsiz olarak işaret, ses veya görüntü nakline yarayan her türlü araçla topluma iletilmesine; (ii) İletimin esas yayın kuruluşu dışında başka bir kuruluş tarafından yapılması halinde eserlerinin telli olarak topluma her türlü iletimine ya da yeniden yayınlanmasına, (iii) Eserlerinin yayınının hoparlör veya işaret, ses ya da görüntü nakline yarayan diğer bir analog araç ile topluma iletimine izin verme hususunda inhisari hak sahibi olacaklardır.” şeklinde belirtilmiştir.


Eser sahibi, eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarının telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına izin vermek veya yasaklamak hakkına sahiptir (FSEK m. 25/2). Burada kanun lafzında yer alan “satış” ve “dağıtım” sözcükleri yayma hakkı ile umuma iletim hakkı arasında karışıklığa yol açabilmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, umuma iletimin hakkının özelliği, eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının satışının veya diğer biçimlerde dağıtımının telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla gerçekleştirilmesi ve eserin umuma iletilmesidir.[19] FSEK m. 25/2’de “…eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarının telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına” ifadesine yer verilmesi bu hususu doğrulamaktadır. Dolayısıyla eserin umuma iletilmemesi veya dağıtımının yayın yapan kuruluşlarca gerçekleştirilmemesi durumunda umuma iletim hakkından değil, yayma hakkından söz etmek mümkün olabilecektir. Nitekim FSEK m. 25/3’te de belirtildiği üzere, umuma iletim yoluyla eserlerin dağıtım ve sunumu eser sahibinin yayma hakkını ihlal etmez.[20]


Eser sahibi, gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda eserine erişimini sağlamak suretiyle iletimine izin vermek veya yasaklamak hakkına da sahiptir (FSEK m. 25/2). Dolayısıyla bir internet kullanıcısının bir eseri internetten indirip istediği zaman dinlemesi, görmesi, okuması vb. faaliyetleri de umuma iletim hakkı kapsamındadır.


Eserin işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı münhasıran eser sahibine ait olduğundan, radyo televizyon gibi telli veya telsiz araçlarla yayın yapan kuruluşların söz konusu eseri yayınlayabilmeleri için eser sahibinden izin almaları gerekmektedir. Burada eserden faydalananlar yalnızca yayın yapan kuruluşlar değil, aynı zamanda bu yayınları izleyen insanlardır. Ancak izin alma yükümlülüğü yalnızca yayın yapan kuruluş için geçerlidir.


6. Pay ve Takip Hakkı

Kanun’da mali haklar arasında sayılmamış olmasına karşın, doktrinde eser sahibinin pay ve takip hakkının da mali haklar kapsamında yer aldığı çoğunlukla savunulmaktadır. Bu sebeple konusunu eserden doğan mali hakların oluşturduğu yazımızda pay ve takip hakkını da incelemek gerekmektedir.


Pay ve takip hakkı, esasen, eserin bir kez satışının yapılmasından sonra eser sahibinin sonraki satışları gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişilerden belirli bir oranda bedel isteme hakkıdır. Pay ve takip hakkının hangi eserler üzerinde hangi şartlarda kullanılabileceği Kanun’da açıkça belirtilmiştir.


Eser sahibinin pay ve takip hakkına sahip olduğu eserler, mimari eserler hariç, güzel sanat eserlerinin aslı, güzel sanat eserlerinin, eser sahibinin sınırlı sayıda meydana getirdiği ya da eser sahibinin kontrolünde ve izniyle meydana getirilmiş ve eser sahibi tarafından imzalanmış veya başka bir şekilde işaretlenmiş olmaları nedeniyle özgür eser kabul edilen kopyası, yazarlar ile bestecilerin m. 2/1’de ve m. 3’te sayılan el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından biridir (FSEK m. 45).


Kanun’da sayılan eser çeşitleri kapsamına dahil olan bir eser, eser sahibi veya mirasçıları tarafından bir defa satıldıktan sonra, koruma süresi içinde, bir sergide veya açık artırmada yahut bu gibi eşyayı satan bir mağazada veya başka şekillerde satış konusu olarak el değiştirdikçe, bu satış bedeli ile bir önceki satış bedeli arasında açık bir nispetsizlik bulunması halinde, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi, bedel farkından münasip bir payı eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliğine Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ödemekle yükümlüdür. Dolayısıyla eser sahibinin pay ve takip hakkını kullanabilmesi için söz konusu eserin m. 45’te sayılanlardan biri kapsamında olması, eserin bir sergide veya açık arttırmada ya da bu gibi eşyaları satan mağazada yapılmış olması, eserin koruma süresinin sona ermemiş olması ve eser sahibinin satış bedeli ile sonraki satış bedeli arasında açık bir oransızlık olması gerekmektedir.


27.09.2006 tarihli 26302 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2006/10880 Karar sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın[21] 1. maddesi uyarınca, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi tarafından eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliklerine bedel farkı üzerinden; birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın %50 ile %100 arasında olması durumunda farkın %10'u, farkın %101 ile %200 arasında olması durumunda farkın %9'u, farkın %01 ve üzeri olması durumunda farkın %8'i oranında pay ödeneceği belirtilmiştir. Kararın 3. maddesine göre “Satışın gerçekleştirildiği işletme sahibi veya satıcı, eser sahibine, o ölmüşse diğer hak sahiplerine satıştan itibaren iki ay içinde satışla ilgili bilgi vermekle müştereken yükümlüdürler. Eser sahibi veya diğer hak sahiplerinin bulunamaması durumunda yukarıda belirtilen süre içinde ilgili alan meslek birliğine satışın bildirilmesi suretiyle bilgi verme yükümlülüğü yerine getirilebilir.”


Satışın meydana geldiği müessese sahibi, satıcı ile birlikte müteselsilen sorumludur. Cebri satış hallerinde pay ancak diğer alacaklar tamamen ödendikten sonra ödenir. Pay verme borcunun zamanaşımı, bu borcun doğumuna sebep olan satıştan itibaren beş yıldır (FSEK m. 45/3).


SONUÇ

Beden gücüyle meydana getirilen çalışmalar kadar zihin ürünü olan çalışmaların da hukuken korunması önem arz etmektedir. Fikri mülkiyet, ülkelerin teknoloji alanında gelişmelerinde, ulusal ve uluslararası ticari ilişkilerinde, yatırıma ilişkin kararlarında ve tüm bunların nihayetinde ekonomik olarak büyümelerinde rol oynayan önemli bir alandır. Eser sahibinin manevi hakları, eser ile arasında kurduğu kişisel bağı korumakta olduğundan kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bu sebeple eser sahibinin manevi hakları devredilemez, bu haklardan feragat edilemez ve hukuki işlemlerle sınırlandırılamaz. Eser sahibinin eseri ile arasındaki kişisel bağının hukuken korunması kadar fikri çabası ve çalışması sonucu meydana getirdiği eserinden ekonomik olarak yararlanma hakkının hukuken korunması da önem arz eder. Eser sahibi emek ve çabalarıyla meydana getirdiği eserinden Kanunda sayılan mali hakları çerçevesinde ekonomik olarak yararlanır. Manevi haklarda olduğu gibi mali haklar da münhasıran eser sahibine ait olduğundan eser sahibi mali haklarını ne şekilde tasarruf edeceğini kendisi belirleyecektir.


Mali haklar, manevi haklardan farklı olarak devredilebilir, hukuki işlemlere konu olabilir, miras yoluyla intikal edebilir. Eser sahibinin sahip olduğu bu mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebilir.


5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenen mali haklar işleme hakkı (m. 21), çoğaltma hakkı (m. 22), yayma hakkı (m. 23), temsil hakkı (m. 24) ve işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı (m. 25) olarak sayılmıştır. Ek olarak, FSEK m. 45’te düzenlenen pay ve takip hakkının da mali haklar kapsamına dahil edilmesi gerektiği savunulmaktadır.


Fikri mülkiyet, insan zihni düşündükçe, çalıştıkça ve yarattıkça daima değişen, gelişen ve kendini yenileyen bir alan olacaktır. Mali hakların Kanun’da sınırlı sayıda belirlenmiş olması, eser sahibinin eseri üzerinde hukuken yalnızca Kanun’da sayılan mali haklara sahip olması sonucunu doğurmaktadır. Kanun’un çağımızın teknolojik, bilimsel ve sanatsal gelişmelerine ayak uydurması ve bu gelişmelere uygun olarak düzenli bir şekilde yasal düzenlemelerde değişikliklere gidilmesinin zaruri olduğu aşikardır. Şu anda yürürlükte bulunan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun bu anlamda güncel ve esas açısından yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.


Sanat Hukuku Enstitüsü

Yönetim Kurulu Üyesi

Stj. Av. Aslı Taşdelen


Kaynakça: [1] Cahit Suluk/Rauf Karasu/Temel Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, 3. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2019, s. 80 [2] H. Kübra Ercoşkun Şenol, “Mali Hakları veya Kullanım Hakkını Devralanların Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Korunması”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, Cilt: 3, 2013, s. 47 [3]Ercoşkun Şenol, a. g. e., s. 47 [4]Prof. Dr. Hayri Bozgeyik, Görüşler ve Kararlar Telif Hukuku: Mali Haklar, Manevi Haklar, Tazminat, Hukuk ve Ceza Davaları, 1. Baskı, Ankara: Adalet Yayınevi, 2018, s. 9 [5] Meryem Solmaz Bilici, “Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda Mali Haklar ve Mali Hakların Devrine İlişkin Genel Değerlendirme”, GSI Articletter, Part 14, Winter 2019, s. 245 [6] “… kullanımına izin verilen mali hakların niteliği itibariyle davacıya ait manevi haklardan eserin umuma arzına da muvafakat edildiğinin kabulü gereklidir.” Yargıtay 11. HD. E. 2010/11881 K. 2010/11996 T. 24.11.2010. (www.kazanci.com; Erişim Tarihi: 20.12.2020) [7] Artür Karademir, Çalışanların Yarattığı Eserler Üzerinde Fikri Hakların Kullanılması, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2017, s. 34 [8] Suluk/Karasu/Nal, a. g. e., s. 124 [9]Ercoşkun Şenol, a. g. e., s. 47 [10] Ercoşkun Şenol, a. g. e., s. 47 [11] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2016/5793 K. 2017/5512 T. 19.10.2017 (www.kazanci.com) (Erişim Tarihi: 23.12.2020) [12] Suluk/Karasu/Nal, a. g. e., s. 91 [13]Suluk/Karasu/Nal, a. g. e., s. 92 [14]Abdullah Çelik, Fi̇ki̇r ve Sanat Eserleri̇ Üzeri̇ndeki̇ Çoğaltma ve Yayma Haklarının İhlali̇, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2011, s. 36 [15] Suluk/Karasu/Nal, a. g. e., s. 12 [16]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 31.10.2017 T., 2017/5932 K., 2016/3715 E. sayılı kararının konusunu oluşturan olay bir dolaylı temsil örneği teşkil etmektedir: “…davacının hak sahibi olduğu şarkının davalıya ait iş yerinde çalındığı, işletme dahilinde umuma açık müzik yapılması için kurulu bulunan gözle görülebilir bir ses yayın düzeneği olduğu, lobi ve kahvaltı salonunda bulunan 2 adet LCD televizyon ile Number One kanalında iş yerinin lobi ve kahvaltı salonunda müzik yayını yapıldığı, söz konusu müzik eserinin çalınması hususunda davacı taraftan izin alınmadığı, söz konusu sunumun temsil hakkı kapsamında olduğu gerekçesiyle davacıya ait temsil hakkına tecavüzün tespitine karar verilmiştir.” (www.kazanci.com) (Erişim Tarihi: 23.12.2020) [17] Suluk/Karasu/Nal, a. g. e., s. 99 [18]Temsil hakkında da eserden faydalanma işaret, ses veya resim nakline yarayan araçlarla gerçekleştirilmekte ise de umuma iletim hakkından farkı, burada eserin radyo, televizyon ve uydu gibi çok geniş çaplı kitlelere ulaşabilen vasıtalarla faydalandırılıyor olmasıdır. [19] Abdullah Çelik, a. g. e., s. 49 [20] Ayrıca, umuma iletim kapsamında eserden faydalanmak telli veya telsiz yayınların izlenmesi veya dinlenmesi suretiyle geçici olarak gerçekleştirilirken; yayma hakkı kapsamında eserden yararlanmak, eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının satış ve benzeri yollarla fiziken dağıtılması suretiyle gerçekleştirilmektedir. [21] Resmî Gazete, “Güzel Sanat Eserleri, İlim ve Edebiyat Eserleri İle Musiki Eserlerinin El Yazısıyla Yazılmış Asıllarının Satış Bedellerinden Pay Verilmesine İlişkin Karar” Tarih: 27.09.2006, Sayı: 26302

[22] Bozgeyik, Hayri, Görüşler ve Kararlar Telif Hukuku: Mali Haklar, Manevi Haklar, Tazminat, Hukuk ve Ceza Davaları, 1. Baskı, Ankara: Adalet Yayınevi, 2018.

[23] Çelik, Abdullah, Fi̇ki̇r ve Sanat Eserleri̇ Üzeri̇ndeki̇ Çoğaltma ve Yayma Haklarının İhlali̇, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2011.

[24] Ercoşkun Şenol, H. Kübra, “Mali Hakları veya Kullanım Hakkını Devralanların Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Korunması”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, Cilt: 3, 2013.

[25] Karademir, Artür, Çalışanların Yarattığı Eserler Üzerinde Fikri Hakların Kullanılması, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2017.

[26] Solmaz Bilici, Meryem, “Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda Mali Haklar ve Mali Hakların Devrine İlişkin Genel Değerlendirme”, GSI Articletter, Part 14, Winter 2019.

[27] Suluk, Cahit / Karasu, Rauf / Nal, Temel, Fikri Mülkiyet Hukuku, 3. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2019.

[28] Resmî Gazete (https://www.resmigazete.gov.tr)