• Stj. Av. Türkü Gülce Molla

Yazılımların Fikri Mülkiyet Hukuku Kapsamında Korunması

A. Giriş

Günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, yazılımlar da hızla gelişmiş, günlük hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından birisi olmuştur. Öyle ki yönümüzü bulurken, iletişim sağlarken, beğendiğimiz bir fotoğrafı arkadaşlarımızla paylaşırken veya acıktığımızda sipariş verirken dahi söz konusu yazılımlar kullanılmakta, günlük hayatımızın idamesinde önemli bir yer tutmaktadır. İnsanların yazılıma bu denli ihtiyacı arttıkça, ilgisi de aynı oranda artmaktadır. Özellikle günümüzde insanların sosyal medya aracılığıyla ve/veya yazılım yoluyla gelir elde etmesi, insanları yazılım üretmek hususunda teşvik etmeye başlamış, bununla birlikte yazılımların telif hukuku kapsamında korunmasına ilişkin sorunlar da artış göstermiştir. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı bilgisayar programlarını “Makinenin okuyabileceği bir taşıyıcıya yüklendikten sonra, bilgi işleme yeteneğine ehil olan böyle bir makinenin belirli bir işlev veya görevi yerine getirmesini ya da belirli bir sonuca ulaşmasını sağlayabilecek komutlar dizini” olarak tanımlanmaktadır.(1) “Donanımı çalıştıran yordamların, programlama dillerinin, belgelemelerin ve programların tümü” ise yazılım olarak tanımlanmaktadır. (2) Yazılımları, elektronik aygıtların amaçlarını yerine getirmesini sağlayan komutlar bütünü olarak algılamak mümkündür.


B. Yazılımların Eser Sayılması Yazılımlar, eser olmanın şartlarını sağlamak koşuluyla 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser olarak korunmaktadır.


Eser olmanın şartları;

  • subjektif şart

  • objektif şart

  • şekli şart

olarak üç temel şartı içermektedir. Subjektif şart, sahibinin hususiyetini taşıması; objektif şart, tasarrufa elverişli ve 3. kişiler tarafından algılanabilir nitelikte olması; şekli şart ise 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda sınırlı olarak düzenlenen gruplardan birisine dahil olması olarak ifade edilebilir. (3) Şartları ayrıca ele almak gerekirse, sahibinin hususiyetini taşıma şartını, özgün olma hali olarak algılamak mümkündür. Nitekim, 2009/24/EC AB Bilgisayar Programlarının Yasal Korunması Hakkında Direktif md.1/3; Bir bilgisayar programı, eser sahibinin kendi fikri yaratımı olması bakımından özgün nitelikte ise korunacaktır.” hükmünü havidir.


Özgün olması için aranan şart, eserin benzersiz olmasından ziyade sahibinin eser üzerindeki yaratıcılığıdır. Objektif şart ise eserin 3. kişiler tarafından algılanabilirliğini temel almaktadır; bir yazılım ürünü fikir olmanın ötesine geçerek somut dünyada var olabildiği takdirde eser kapsamında değerlendirilebilecektir. Bir diğer şart ise şekli şarttır, kanunumuzda fikri eserler sınırlı sayı ilkesiyle düzenlenmiştir. Kanun hükmünde işaret edilen eser gruplarında yer edilmeyen bir ürün, fikri eser olarak değerlendirilmeyecek ve telif korumasından yararlanamayacaktır. Kanunda sınırlı olarak düzenlenen eserler: İlim – edebiyat, musiki, güzel sanat ve sinemadır. FSEK m.2 uyarınca yazılımlar ilim ve edebiyat eseri olarak korunmaktadır: Madde 2:İlim ve edebiyat eserleri şunlardır: 1. (Değişik: 7/6/1995 - 4110/1 md.) Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları..” Kanunumuzdaki bu kabül, ülkemiz tarafından 2016 yılı Temmuz ayında taraf olunan TRIPS Anlaşması’nın “Bilgisayar Programları ve Veri Derlemeleri” kenar başlıklı 10. maddesi’ne paralellik göstermektedir. Nitekim ilgili madde: Madde 10: “Kaynak veya nesne kodundaki bilgisayar programları Bern Sözleşmesi (1971) kapsamında edebi eserler olarak korunacaktır.” hükmünü havidir. Sonuç itibariyle, işbu şartları taşıyan bir yazılım eser korumasından yararlanabilecek, telif hakkını haiz olacaktır. Telif Hakkı; eser sahibinin her türlü fikri emeği ile üretilen eserler üzerinde hukuken sağlanan koruma olup yazılım üreten kişilere fikri mülkiyet hukuku kapsamında hak sahibi statüsü sağlayacaktır. (4)

C. Yazılım Eserlerinde Hak Sahibi Hak sahibi statüsü için gerekli olan öncelikle ilgili şartları sağlayarak eser niteliğinde bir ürün meydana getirmektir. Devamında ise FSEK m.8 uyarınca eseri meydana getiren kişi, onun sahibi anlamına gelmektedir. Bu yazılımın oluşturulması sürecinde, fikir veren ve teknik hizmette bulunan kişiler ise FSEK m.10/3 uyarınca, o eserin sahibi sayılmayacaktır. Bu durumda bir kişinin eser sahibinin haklarına ortak olabilmesi, yalnızca eserin üretilmesi sırasındaki katkısı, eserin yaratımı ve üretimi ile doğrudan bağlantılı olduğu takdirde mümkün olacaktır.


  1. Birlikte Mülkiyet

Birden fazla kişinin eser sahipliği halinde ise Türk Medeni Kanunu uyarınca “birlikte mülkiyet” kavramı söz konusu olacaktır. Burada iştirak halinde eser sahipliği ve müşterek eser sahipliği olmak üzere iki kavram konuşulmalıdır.


İştirak halinde eser sahipliği, birbirinden ayrılamayan eserlerin mevcut olduğu durumlarda mümkünken; müşterek eser sahipliği, birden fazla eserin bir araya getirilmesi halinde mümkün olacaktır. Müşterek eser sahipliği, yazılımlarda, birden fazla yazılımcının birbirinden ayrı olarak çalışabilen programları bir araya getirmesiyle gündeme gelecektir. Bu durumda yazılımcılar, eser sahibi sıfatını haiz olacak ve kendilerine ait kısım üzerindeki haklarını kendi başlarına kullanabileceklerdir bunun yanı sıra, birleştirilerek oluşturulan yeni yazılım üzerinde müşterek eser sahibi sıfatını haiz olacaklardır. İştirak halinde eser sahipliğinde ise birden fazla yazılımcı tarafından mevcut yazılımın bir kısmı üretilecek ve bu kısımlar tek başlarına bir anlam ifade etmeyecektir. Bu durumda eser, ayrılmaz bir bütün oluşturacak; eser üzerinde yapılacak tüm değişiklikler açısından oy birliği şartı gündeme gelecektir.


Türk Borçlar Kanunu 623. maddesi uyarınca, yaratım aşamasında rol oynayan yazılımcıların katkı paylarına bakılmaksızın kazanca ve zarara katılma eşit şekilde olacaktır. FSEK m.9 uyarınca, eseri birlikte vücuda getirenlerden her biri bütün eserin değiştirilmesi veya yayımlanması için diğerlerinin iştirakini isteyebilecektir, diğer taraf haklı bir sebep olmaksızın iştirak etmezse, mahkemece müsaade verilmesi mümkün olacaktır. Bunun yanı sıra, birlikte eser sahipliğinin söz konusu olması için eserin üretilmesi sırasındaki katkının, eserin yaratımı ve üretimi ile doğrudan bağlantılı çabanın arandığını ifade etmiştik, bu noktada tüzel kişilerin böyle bir çabanın sahibi olamayacağı izahtan varestedir. Ancak, FSEK m. 10 uyarınca birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil eden eserlerde tüzel kişilerin eser üzerindeki hakları kullanabileceği bir durum istisnai olarak düzenlenmiştir: Madde 10 (Ek: 21/2/2001 - 4630/6 md.):Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır.”

2. Karma Sözleşme Eser sahibinin kendisine tanınan bu mâli hakları, sınırlı veya sınırsız, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devretmesi söz konusu olabilir. Yazılım bir bedel karşılığında sürekli olarak devredilmişse satım ve lisans sözleşmesi unsurlarından meydana gelen karma bir sözleşme söz konusu olacak ve eserin kopyasını satın alan kimse kopyanın maliki sıfatını kazanacaktır. Bedel karşılığında süreli bir devrin söz konusu olduğu hallerde ise kira sözleşmesi ve lisans sözleşmesini içeren karma bir sözleşme gündeme gelecektir. (5) FSEK m.48 uyarınca ise, eser sahibi yazılımcı hakkın kendisini değil de yalnızca kullanma yetkisini devredecek; Lisans Sözleşmesi söz konusu olacak ve lisans işleminde öngörülen şartlar çerçevesinde, mali hakkı kullanma ve semerelerinden yararlanma yetkisi lisans alana geçecektir.

FSEK m.2 kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak korunan yazılımların ara yüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeler de dahil olmak üzere, bir programın herhangi bir öğesine temel teşkil eden düşünce ve ilkeler eser sayılmayacak; dolayısıyla kanun uyarınca korunmayacaktır. Ancak günümüzde, bir yazılıma ilişkin düşüncelerin korunmasının, yeni yazılım üretilmesi hususunda engel teşkil edeceği ve uzun vadede teknolojinin ilerlemesine zarar vereceği savunularak kullanıcıların yazılımdaki fikri öğrenmesine izin verilmekte, ancak o yazılımın ifade biçimi olan komut dizgelerinin kopyalanması engellenmektedir. (6)

Bunun yanı sıra, kodların yazılması hususunda rehber niteliğinde olan program akışından bahsetmek faydalı olacaktır. Program akışı, “Yazılıma esas olan fikrin ifadesi” olarak tanımlanmakta; programın bileşenlerini ve bu bileşenlerin hangi sıra ile çalışacağını göstermektedir. Yani programın geliştirilme aşamasında programcıya, kodların yazımına yönelik yol haritası çizmektedir. Program akışının meydana getirilmesinin, kodların yazılımından çok daha büyük bir çaba gerektirdiğini ve temel unsur oluşturduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla, bilgisayar programlarına tanınan hukuki koruma, program akışına da tanınmaktadır. (7)


3. İşleme Eser Ancak, FSEK md.2/2’de yer alan, “Bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmazlar.” hükmü gereğince algoritmaların ve ara yüzlerin fikri mülkiyet korumasından yararlanması mümkün değildir. Algoritmaların soyut fikirler olması sebebiyle, tek başlarına ortaya somut bir şeyler çıkarmaları mümkün değildir. Bir bütün olarak bir yazılımın uyarlanması durumunda ise işleme eser kavramı söz konusu olacak ve bu eser de korumadan faydalanacaktır. İşleme eser mevcut bir fikir ve sanat ürününden faydalanılarak meydana getirilen, ancak tümüyle esas eserden bağımsız olmamakla birlikte işleyenin de hususiyetini taşıyan fikir ve sanat ürünleri olarak tanımlanabilmektedir.(8) Bir yazılım uyarlandığı (programın yazıldığı programlama dilinden bir başka programlama diline dönüştürülmesi), düzenlendiği (bağımsız programların birbirine bağlanması) veya programda herhangi bir değişim yapıldığı takdirde işleme eser kavramı gündeme gelecektir. Kanun kapsamında işleme eserlerin de korunması mümkün olmakla birlikte, bu korumaya esas teşkil eden unsurlar: Eserin önceki eserin sahibinin haklarına zarar vermemek kaydıyla oluşturulması ve işleyenin imzasını taşımasıdır. (9)

4. Eser Sahiplerinin Manevi ve Mali Hakları Bu hususların yanı sıra, koruma kapsamının akabinde fikri mülkiyet hukuku kapsamında eser sahiplerine tanınan korumadan ve hak sahipliğinin getirilerinden bahsetmek faydalı olacaktır. Eser sahipliğinin getirisi olan haklar mali hak ve manevi hak olarak ikiye ayrılmaktadır. Manevi hakları kişilik değerleri kapsamında değerlendirmek mümkünken, mali hakları mal varlığı değerleri olarak ele almak mümkündür. Manevi haklar eser sahibinin ekonomik çıkarlarından bağımsız olan, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Eser sahibinin bu hakları kullanmaktan vazgeçmesi; sağlararası işlemlerle bu hakları devretmesi mümkün değildir. Manevi hakların eser sahibinin ölümünün ardından mirasla intikal etmesi, terekeye intikali ve ölüme bağlı tasarruf işlemlerine konu edilmesi söz konusu olamayacaktır.


Ancak FSEK m. 19 uyarınca manevi haklar eser sahibinin ölümünün akabinde kanunda sınırlı olarak sayılan kişiler tarafından kullanılabilecektir:


Bu kişiler;

  • vasiyeti tenfiz memuru

memur tayin edilmemişse sırasıyla;

  • sağ kalan eşi,

  • çocukları,

  • mansup mirasçıları,

  • ana – babası ve kardeşleri.

Manevi haklar;

  • kamuya sunma,

  • adın belirtilmesi,

  • eserde değişiklik yapılmasını yasaklama,

  • zilyet ve malike karşı haklar

olarak sıralanabilir. Mali haklar ise eser sahibinin eserinden ekonomik kazanç elde etmesini sağlayan haklardır. Yazılımların çoğunun da sahibinin kazanç elde etme amacıyla ortaya çıktığı söylemek mümkündür.

Mali haklar;

  • işleme,

  • çoğaltma,

  • yayma,

  • temsil,

  • işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı

olarak sıralanabilir. Mali haklar eser sahibinin kullanımında olup, 3. şahısların bu haklardan faydalanması yalnızca eser sahibinin izni ile mümkündür. Mali hakların manevi hakların aksine, sözleşmeye konu edilerek devri, miras yoluyla intikali, ölüme bağlı tasarruflara konu edilebilmesi mümkündür. (10)


5. Eserlerin Korunması FSEK uyarınca korunan eserlerin herhangi bir tescil zorunluluğu bulunmamakla, eserin yaratımıyla birlikte derhal koruma başlamaktadır ancak, eser sahipliği kurumu açısından ispat hususunda tescilin gerçekleşmiş olması faydalı bir etkendir. Manevi hakların korunmasına ilişkin kanunda herhangi bir sınırlama mevcut olmamakla birlikte, mali hakların korunması için FSEK m.27 uyarınca eser sahibinin hayatı boyunca ve buna ilave olarak 70 yıl süreyle korumanın söz konusu olacağı belirtilmiştir.


6. Eserlerin Korunması Yolları

FSEK m.38 kapsamında ise yazılımların herhangi bir kar amacı güdülmeksizin, şahsi kullanıma tesis edilmesi amacıyla çoğaltılması mümkündür. Ancak, bu çoğaltmanın hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar vermeyecek ya da eserden normal yararlanmaya aykırı olmayacak nitelikte olması aranmaktadır. Bunun yanı sıra, alenileşmemiş bir program, eser sahibinin rızası olmaksızın, çoğaltılarak ve yayımlanarak kamuya sunulmuş veya eser sahibinin adına programda yer verilmemiş; yanlış yer verilmiş; karıştırılmaya sebep olacak şekilde yer verilmiş ise, manevi haklara tecavüz sebebi ile Tecavüzün Durdurulması Davası gündeme gelebilecektir.

FSEK md.65/4 uyarınca, eseri haksız şekilde değiştirilmiş eser sahibi; eserin değiştirilmiş şekilde çoğaltılmasının yasaklanmasını, yayım ve temsilinin yasaklanmasını, tecavüz edenin dolaşımda bulunan çoğaltılmış nüshalardaki değişiklikleri düzeltmesini veya bunların eski haline getirilmesini talep edebilmektedir. Uygulamada yazılımların farklı bir ad ile yayımlanması veya yazılımcının rızası olmaksızın ekleme yapılarak yayımlanması yine sıklıkla karşılaşılan bir saldırı türüdür. Bu durumda yazılımcı yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan korumalardan yararlanabilecektir. (11) Yazılımcının geliştirdiği programa yönelik bir tecavüz tehlikesi söz konusu ise Tecavüzün Meni Davası da açılabilmektedir.


FSEK m.73 uyarınca, tecavüze maruz kalan eser sahibi aynı zamanda maddi kazancın kendisine verilmesini de isteyebilmektedir. Mali ve manevi hakları zarar gören yazılımcı tarafından FSEK m.70 uyarınca, Tazminat Davası da açılabilir. Eser sahibinin herhangi bir manevi hakkına tecavüz edilmesi halinde manevi bir zarara uğramış olup olmadığına bakılmamakla birlikte, diğer davalar açılmış olsa dahi kural olarak, tazminat davası açılmasına herhangi bir engel bulunmamaktadır.


Bunun yanı sıra, fikri eserlere yönelik işlenen ihlallerde ceza korumasına da yer verilmiş olup, FSEK m.72’de bilgisayar programlarına yönelik ayrıca bir cezai koruma da yer almaktadır: “Bir bilgisayar programının hukuka aykırı olarak çoğaltılmasının önüne geçmek amacıyla oluşturulmuş ilave programları etkisiz kılmaya yönelik program veya teknik donanımları üreten, satışa arz eden, satan veya kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”


D. Sonuç Sonuç itibariyle teknolojide görülen ilerleme sonucu yazılımı ihtiyaç da ilgi de gün geçtikçe artmaktadır. Bu da bu alana ilişkin sorunların daha fazla gündeme gelmesi sonucunu doğurmaktadır. Bir yazılımcı, geliştirdiği programın eser olma koşullarına uygun olması halinde herhangi bir tescile gerek kalmaksızın manevi ve mali haklardan faydalanabilecektir. Tescil gerekli bir unsur olmayıp ispat bakımından önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir.


Eser sahibi olmakla birlikte fikri mülkiyet hukukunun tanıdığı korumalardan yararlanabilecek olan yazılımcı, tecavüz karşısında tecavüzün durdurulması ve tecavüzün meni davası açabileceği gibi bunlardan ayrı olarak veya bu davalarla birlikte tazminat davası açabilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki, günümüzde teknoloji hızla gelişmekte bununla birlikte yazılımlara ilişkin ihlal yöntemleri ve üretimi ve gelişimi esas alarak eseri koruma sınırları da farklılık göstermektedir. Dolayısıyla ideal olan, kanunların söz konusu durumlara paralel olarak düzenlenmesi olacaktır. İnsan yaşamını büyük ölçüde kolaylaştıran yazılımların etkili bir şekilde korunması, yazılımcıları üretim anlamında cesaretlendirmesi açısından önem teşkil etmektedir. Yazılımcılar tarafından geliştirilen programların korunması, güven içinde üretime ve teknolojik ilerlemeye fayda sağlayacaktır.



Sanat Hukuku Enstitüsü

Proje Direktörü

Stj. Av. Türkü Gülce Molla


KAYNAKÇA

- Topaloğlu., M., "Bilgisayar Programları Üzerindeki Haklar ve Bu Hakların Korunması". Bilişim Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997

- ÖZKAYA, P., & SAMET, R. (2020). Yazılım Ürünlerinin Telif Hukuku Kapsamında Korunması. Uluslararası Bilgi Güvenliği Mühendisliği Dergisi, 6(1), 17-34.

- Karahan, S., Suluk, C., Saraç, T., & Nal, T. (2012). Fikri mülkiyet hukukunun esasları. Seçkin.

- İçli., Ş., “Fikri Mülkiyet Hukukunda Bilgisayar Programlarının Korunması”, Yüksek Lisans Tezi, Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2019.

- Yıldırım., M., F., “Standart Bilgisayar Programları Devir Sözleşmeleri, Paket Yazılım Sözleşmeleri”, Türkiye Bilişim Vakfı, İstanbul, 1999.

- SULUK, C. Dijital Telif Hakları. Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, 7(2), 177-179.

- Sevinç., E., “Avrupa Birliği ve Türk Hukukunda Bilgisayar Programlarının korunması”, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007.

- ELİRİ, İ. GÜZEL SANAT ESERLERİNDE İŞLENME ESERLER. Sanat-Tasarım Dergisi, 1(2), 45-52.

- Levent, Y., Alıca, T., Merdivan, F., “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu”, Seçkin Yayıncılık, Cilt 1 ve 2, 2. Baskı. Ankara, 2014.

- Tekinalp., Ü., “Fikrî Mülkiyet Hukuku”, Vedat Kitapçılık, 5. Basım, İstanbul, 2012.

- Yazıcı., E., S., “Bilgisayar Programlarının Fikri Mülkiyet Hukuku Çerçevesinde Korunması”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul, 2019.