Yönetim Kurulu Başkanımız Av. Mustafa Zorbozan, TRT Radyo 1'de yayınlanan "Gecenin İçinden" programına konuk oldu ve Sanat Hukuku ile ilgili açıklamalarda bulundu.

01/04/2021
Yönetim Kurulu Başkanımız Av. Mustafa Zorbozan, TRT Radyo 1'de yayınlanan "Gecenin İçinden" programına konuk oldu ve Sanat Hukuku ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Yönetim Kurulu Başkanımız Av. Mustafa Zorbozan TRT Radyo 1'de yayınlanan "Gecenin İçinden" programına konuk oldu ve Sanat Hukuku ile ilgili açıklamalarda bulundu. Açıklamalardan öne çıkan başlıklar aşağıda yer almaktadır:

1) Sanat Hukuku konuşacağız, ancak Mustafa Zorbozan’ı kısaca tanıyabilir miyiz?
Tabii ki, kısaca kendimden bahsetmem gerekirse, İstanbul’da hukuk fakültesi öğrenimimi tamamladım, ardından avukatlık stajımı çalışmak istediğim alanda faaliyet yürüten bir hukuk bürosunda tamamladım, daha sonra Sanat Hukuku alanına ilgi duymaya başlamam ile birlikte Sanat Hukuku özelinde çalışmalar yürütmeye başladım. Daha önceki dönemlerde arkadaşlarımla birlikte kurmuş olduğum hukuk derneği ve hukuk dergisinde zaten benzeri faaliyetler yürütmüştük. Sanat Hukuku da benim her zaman ilgimi çeken bir alan olmuştu, ancak hukuk camiasında çok fazla da bilinen bir alan değil. Ben de esasında başlarda çok fazlarda bilmiyor olmama karşın, şu an birlikte çalışma şansına eriştiğim Av. Eda Salman ile derneğimizde ve dergimizde Sanat Hukuku ile ilgili gerçekleştirdiğimiz faaliyetler sayesinde alanı tanıma imkânı bulmuştum. Daha sonrasında ise hem hukuk hem de sanat dünyasında katkı sağlayabileceğimi düşünerek, bu alanda çalışmalar yapabileceğime inanarak Sanat Hukuku alanında uzmanlaşmaya karar verim ve şu anda da avukatlık mesleğini Sanat Hukuku alanında icra ediyorum.

2)Sanat Hukuku ne zaman ve nasıl ortaya çıkmıştır?
Sanat Hukuku, ülkemiz özelinde konuşacak olursak kanunlaşma çalışmaları bakımından çok geç kalınmış bir alan diyebiliriz. Ülkemizde fikri haklar ile ilgili kanun çalışmaları 1950’li yıllarda başlamış iken dünya genelinde İngiltere’de, Amerika’da, Almanya’da Fransa’da çok daha geçmiş zamanlara dayanan bir hikayesi var Sanat Hukuku’nun. Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku olarak adlandırılan bu alanın ülkemizdeki kanunlaşma hareketinin başında yine Alman bir profesör var diyebiliriz esasında. Bununla birlikte aradan geçen bunca zamanda ise halen dahi Sanat Hukuku anlamında bir kültürün ülkemizde yerleşmiş olduğunu söylemek çok zor. Mevzuat hükümleri ve uluslararası anlaşmalar ile yavaş yavaş fikri haklar ile ilgili bir bilinç ve kültür oturtmaya çalışsak da halen daha çok fazla eksiğimiz var diyebiliriz.

3)Sizin Sanat Hukukuna olan ilginiz nasıl başladı?
Şöyle, aslında okul bittikten sonra, yasal avukatlık stajımın ortalarında iken Sanat Hukukuna olan ilgim başladı diyebilirim. Fakülte yıllarımda ve yasal avukatlık stajımın başında biraz daha ceza hukukuna ilgi duyuyor olmama karşın, ceza hukuku alanında uzmanlaşmak istemediğimi fark ettiğimde kendime yeni bir alan seçmem ve mutlaka bir alanda uzmanlaşarak mesleğimi icra etmem gerektiğinin farkındaydım. Bu noktada da, gerek uzun yıllardır sanatla iç içe olmam, hem hobi olarak hem mesleki mesleki faaliyet anlamında ilgi duymam hem de çevremde ki sanatçı arkadaşlarımın Sanat Hukuku ile ilgili ihtiyaçlarını ve serzenişlerini biliyor olmam sebebiyle, bu alanda uzmanlaşmaya ve avukatlık mesleğimi bu alanda icra etmeye karar verdim diyebilirim.

4)Bir sanatçı neden Sanat Hukuku bilmelidir?
Çok güzel bir soru, özellikle ülkemiz özelinde konuşacak olursam sanatçılarımızın birçoğu eserden ve yapmış oldukları işten doğan hakları ile ilgili bilgi sahibi değiller. Sanatçılarımız, mesleki faaliyetlerini ortaya koyarken işin yalnızca sanatsal boyutu ile ilgilenip eserden ve gerçekleştirdikleri işten doğan hakları ile ilgili bilgi sahibi olmadıkları için, bu hak ve menfaatlerini daha yolun başındayken kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyorlar genellikle de hak ihlalleri ile karşı karşıya kalıp biz hukukçuların yanına gelmek durumunda kalıyorlar. Burada, bir sanatçının, eserden ya da yürüttüğü faaliyetten doğan haklarını biliyor olması, bu hakları kullanabilmesi ve kendisine maddi manevi menfaat temini sağlayabilmesi açısından çok önemli. Birçok sanatçımız, bilinçsizce imza attığı sözleşmelerle, ürettiği eser ya da iş ile manevi bağını dahi kaybediyor çoğu zaman ve bu durum bir noktadan sonra sanatçılarımızda maddi boyutunun yanı sıra ciddi manevi yıpranmalara da sebep olabiliyor. Bu sebeple, bir hukukçu kadar olmasa da en azından kendi hak ve menfaatlerini müdafaa edebilecek kadar, Sanat Hukuku hakkında bilgi sahibi olmaları çok önemli.
Ben son dönemde Sanat Hukuku alanında yapılan çalışmalar ile, ortaya çıkan içtihatlar ile sanatçılarımızın da daha özenli hareket etmeye çalıştıklarını ve Sanat Hukuku’na karşı ilgi duymaya başladıklarını gözlemliyorum. Bu da açıkçası bizim açımızdan mutluluk verici.

5) Sayın Zorbozan, şaşırtıcı, emsal karar niteliğinde olan davalardan örnek vermek ister misiniz bize?
Şöyle, tabi ki isim veya direkt dava içeriği ile ilgili bilgi paylaşımında bulunmak doğru olmayacaktır ancak son dönemde mahkemelerde çıkan, medyada yer bulan ve önemli olduğunu düşündüğümüz kararlardan birine örnek vermiş olayım; “kelepçe sözleşme” kararları. Sanatçılar, daha önce de ifade ettiğim üzere bilinçsizce imzaladıkları sözleşmeler sebebiyle çok çeşitli hak ihlalleri ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Ve son dönemde mahkeme salonlarında yüksek sele dile getirilmeye başlanan bir kavram var: kelepçe sözleşmeler. Nedir bu kelepçe sözleşeler diye bakacak olursak, kelepçe sözleşmeler sözleşmeyi imzalayan taraflardan bir tanesine diğer tarafa oranla çok ciddi ve ağır yükümlülükler yükleyen sözleşme türü olarak nitelendirilmekte öğretide ve yüksek mahkeme kararlarında. Örnek vermek gerekirse, sanatçının ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan, sanatçıya hareket imkânı bırakmayan, çok ağır ve tek taraflı ceza koşulları yükleyen sözleşmeler kelepçe sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler yıllar içerisinde ülkemizde imzalanmış ve sanatçılarımız bu sözleşmeler sebebiyle maddi manevi hak ihlalleri ile karşı karşıya kalmış ise de, son dönemde ülkemizde verilen yargı kararlarını incelediğimiz de çıkan kararların tek taraflı ağır yükümlülükler yükleyen bu sözleşmelerin kelepçe sözleşmeler olduğunu hüküm altına almaya başladığını görüyoruz. Bu husus da önümüzdeki yıllarda sanatçılarla 3. Kişilerin imzalayacağı sözleşmelerde bir menfaat dengesi gözetileceği ve bu konudaki hak ihlallerinin daha asgari düzeye inebileceğini göstermektedir. Bizim sanat hukukçuları olarak da temel gayemiz sektörün tüm paydaşlarının hak ve menfaatlerini eşit derecede kullanabilmesi ve karşılıklı hak ihlallerini asgari düzeye indirmek olduğu için, bu durum bizim için de mutluluk verici tabi ki.

6)Sayın Mustafa Zorbozan, ülkemizde son yıllarda Sanat Hukuku ile ilgili çalışmalar yapıldığı biliyoruz, siz de Sanat Hukuku Enstitüsü olarak Sanat Hukuku alanında faaliyet gösteriyorsunuz, Sanat Hukuku Enstitüsü olarak sizler neler yapıyorsunuz?
Sanat Hukuku Enstitüsü olarak Kasım 2019 tarihinde resmi kuruluşumuzu gerçekleştirip, Şubat 2020 tarihi itibari ile faaliyetlerimize başlamıştık ancak hemen 1 ay sonra Covid-19 pandemisinin baş göstermesi ile faaliyetlerimizi çok kısa süre içerisinde durdurmak zorunda kaldık. Tabi yasaklar süresince de canlı yayınlar ve online organizasyonlar ile çalışmalarımızı sürdürmeye gayret ettik. Sanat Hukuku Enstitüsü olarak öncelikle sanat ve hukuk camiaları arasında köprü niteliğinde bir bağ oluşturma arzusu içerisindeyiz. Bu bağı da iki şekilde sağlayabileceğimizi düşünüyoruz; birincisi sanatçılarımızı, eser sahibi, icracı sanatçı, bağlantılı hak sahipleri sektörün tüm paydaşlarını Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndan doğan hak ve menfaatleri ile ilgili bilgilendirmek ve kendi hak ve menfaatleri ile ilgili bilinçli birey-kurum/kuruluş haline getirebilmek, ikincisi ise Sanat Hukuku alanında uzmanlaşmış, spesifik olarak bu alanda çalışan hukukçular yetişmesine katkı sağlamak, bu alanda uzmanlaşmak isteyen hukukçulara yönelik kendilerini geliştirebilecekleri eğitim imkanları yaratmak. Bu sebeple Law&Art Academy isimli eğitim programımızı hayata geçirdik ve Sanat Hukuku ile ilgili ücretsiz ve sertifikalı eğitimler düzenlemeye başladık, bu alana ilgi duyan hukuk fakültesi öğrencileri, stajyer avukatlar ve avukatlar bu eğitimlere katılarak kendilerini Sanat Hukuku alanında geliştirme ve uzmanlaşma imkânı yakalayabilmektedirler.