top of page
  • Zelal Gürses

Arkasında Yatan Gerçeklerle Masallar: Fareli Köyün Kavalcısı


Masalların, gerçek hayattan beslendiği ve hepsinin de bir yaşamışlığın izini taşıdığını eminim ki herkes biliyordur. Zaten tam da bu yüzden her birinde kendimizle bağdaştırıp ders çıkartacağımız durumlar bulunmaktadır. Ancak zaman içerisinde bu gerçeklikler; süslü kelimelerle, yeniden yorumlanan olay örgüleriyle o kadar ustaca kurgulanmıştır ki yeni versiyonu, altında yatan o acı gerçeği görünmez kılmıştır. Aslını gizleyen bu masallardan biri de küçüklüğümüzde defalarca dinlediğimiz, Fareli Köyün Kavalcısı'dır.


Önce, Grimm Kardeşler ve daha birçok isim tarafından kaleme alınan ancak bunların arasından hepimizin bildiği versiyonuyla Fareli Köyün Kavalcısı’nı anlatarak başlayalım. Bir gün Almanya’nın Hameln ilçesini fareler basmış ve kasabalının tüm mamüllerini onlar yediği için halk açlık ve sefalet içerisine düşmüş. Türlü yollar denese de bir türlü bu farelerden kurtulamayan kasaba sakinleri, çareyi bu sorunu çözen kişiyi ödüllendirmekte bulmuş. Çözeceğini iddia ederek gelen kişi ise güzel giyimli, elinde kavalıyla bir anda belirlen bir yabancıymış. Bu yabancı kavalını çalarak tüm fareleri peşine takmış ve ırmağa doğru ilerlemiş. Kendisi ırmaktan yürüyerek geçerken fareler suda boğulmuşlar. Ancak kavalcı vaadini yerine getirse de belediye başkanı, farelerden kurtulduklarını düşünerek söz verdiği ödülü vermemiş. Bunun üzerine oldukça sinirlenen kavalcı ise, yıllar sonra tekrardan gelip intikamını almak üzere köyü terk etmiş. Kasaba halkının hayatı normalde döndükten ve huzur içinde yaşamaya başladıktan sonra gerçekten de geri dönüp yeniden kavalını çalmaya başlamış. Ancak bu sefer peşine topladığı güruh fareler değil, kasaba halkının çocuklarıymış. Kavalcı çocukları dağın tepesindeki bir mağaraya doğru götürürken yalnızca üç çocuk peşinden gidememiş. Bunlardan biri sağır, biri topal biri de körmüş ve bu yüzden diğer çocuklara yetişememişlerdir. Bu üç çocuk da yetişemeyince köye dönerek halkı bu durum hakkında uyarmış ve böylece çocukları kurtarmışlar.



Bizler masalı bu, “mutlu mesut yaşadılar” tarzındaki klasik bitişiyle bilsek de arkasındaki gerçek çok farklıdır. 1284 yılında gerçekten de rengarenk elbiseli kaval çalan bir adam Almanya’nın Hameln kentine gelmiş ve 130 çocuğu peşinden Koppelberg tepesine kadar götürmüştür. Ancak masalın aksine, bu giden 130 çocuk bir daha asla dönmemiştir; konuya dair bilinen tek şey de budur. Bu olay; şehir tarihçesinde yer alan 1384 tarihli Latince kayıtta  “Çocuklarımız ayrılalı on yıl oldu.” ifadesi ile yer almaktadır. Ayrıca 1300’lü yıllarda yapılan şehrin kilisesindeki vitrayda da kaval çalan adam ve beyaz kıyafetli çocuklar betimlenmiştir.




Çocukların nereye, nasıl gittikleri veya sonrasında neler yaşadıkları ise kocaman bir soru işareti olarak kalmıştır.  Zaman içerisinde bu soruları yanıtlamak adına birkaç rivayet ortaya atılmıştır. İlk rivayete göre bu çocuklar, 1212 yıllarında gerçekleşen Çocuk Haçlı Seferi için alınmıştır. Orta Çağ’da asker toplamak için gelen görevliler de flüt ya da davul tarzında bir müzik aleti çaldığından ve üniforma giydiğinden tasvir edilen kavalcıya benzetilebilecekleri ileri sürülmüştür. İkinci rivayet ise bunun köle tüccarlarıyla ilgili olabileceği yönündedir. O dönemde yaşanan bir sıçan istilası sonucu halkın tüm mahsülleri bitince çocuklarını köle tüccarlarına sattıkları söylenmektedir. Masaldaki fare istilasına yer veren tek rivayet de budur. Bir diğer görüş ise bu hikayedeki kavalcının metafor olarak kullanıldığını benimsemektedir. Buna göre giden çocuklar, Orta Çağ’ın olumsuz yaşam koşulları ve veba salgını gibi doğal bir sebeple ölmüştür ve kavalcı da ölümü sembolize etmektedir. Son rivayete göre ise çocuklar Transilvanya ve Polonya’ya göç ettirilmişlerdir. Bu rivayetin kökeni de Almanya’nın on üçüncü yüzyıldaki sömürgecilik faaliyetlerine dayanmaktadır.



Her ne kadar rivayetlerin doğruluğu belirsiz olsa da bu ağır hikayenin şehirde kalıcı bir yara bıraktığı su götürmez bir gerçek. Öyle ki kavalcının heykeli Hameln şehir meydanına yerleştirilmiş ve kaldırım taşlarının aralarına da fare figürleri konulmuştur. Kavalcının enstrumanını çalarak çocukları topladığı Bungelosegasse sokağında ise  çocukların anısına saygı göstermek adına yüksek sesle konuşmak, dans etmek veya şarkı söylemek yasaklanmıştır. İşte küçükken severek dinlediğimiz, çocuk masalı diyip geçtiğimiz “Fareli Köyün Kavalcısı” aslında böyle bir yaşanmışlığın yansımasıdır. 

Comments


bottom of page