• Çağla İşbilir

Black Swan

Film, başrol Nina’nın (Natalie Portman) sonrasında rüya olduğunu belirttiği ve Beyaz Kuğuyu canlandırdığı ünlü Kuğu Gölü Balesi ile başlar. Rüyasından heyecan ve umut dolmuş bir biçimde uyanır ve evinde çalıştığı köşesine gidip annesine rüyasından bahseder. Daha bu sahnelerden Nina’nın kendini sonuna dek adamış, çalışkan ve özverili bir balerin olduğundan eminiz.

Natalie Portman, 2010 yılında beş dalda Oscar adaylığına sahip Black Swan ile “En İyi Kadın Başrol” ödülünü almıştır. Yönetmenliğini Darren Aronofsky’nin üstlendiği Black Swan 97 ödüle daha layık görülmüştür. Kuğu Gölü Balesi’nin hikayesi şöyledir: Bir prens bir gün göl kenarındayken göldeki kuğuları görür, aralarından bir kuğu ona bir prenses olduğunu (Beyaz Kuğu) ve bir büyücünün ona büyü yapıp onu bir kuğuya dönüştürdüğünü anlatır. Büyünün bozulması için bir erkeğin kızlardan birine aşık olup aşkını ilan etmesi gerekmektedir. Ertesi gün Prens balosunda Büyücü ve Prensesin yüzünü kullanarak baloya giren büyücünün kızını (Siyah Kuğu) görür. Büyücünün kızını aşık olduğu prenses sanıp ona aşık olduğuna yemin eder. Gerçek Prenses buna tanık olur, ihanete uğradığını düşünüp ölmek ister. Prens durumu fark edince göle gider ve Prensese yalvararak onu ikna eder. İki sevgilinin aşkı büyüyü bozar, büyücü ölür ve kuğular insana dönüşür.

Nina, kendisi de eski bir balerin olan annesi ile beraber yaşamaktadır. Kendini her konuda dansı ve kariyerine adamış, kusursuz olmak için durmadan çalışan bir dansçıdır Nina. Annesi Nina’ya o kadar korumacı yaklaşmaktadır ki tırnaklarını keser, kapısını kilitletmez. Annesinin bu korumacı tavrı ve Nina’ya bir çocuk gibi davranması Nina’nın odasının pespembe olması ve her gece dinlediği müzik kutusuyla da adeta desteklenmektedir.

Nina uyandığını gördüğümüz sahnelerden anladığımız kadarıyla her sabah aynanın karşısına geçip gerekli egzersizlerini yapar. Bu çalışkanlığı dans ettiği topluluğun gösterisinde Kuğu Kraliçe rolü kendisine verilerek ödüllendirilir. Nina çalışmaya devam eder, fakat topluluğun sanat direktörü Thomas (Vincent Cassel), Nina’nın çok narin, kırılgan olmasından dolayı Siyah Kuğuyu canlandıramayacağını düşünmekte ve kimi zaman tereddütte kalmaktadır. Bu sırada Nina, toplulukta başka bir roldeki Lily (Mila Kunis) ile tanışır. Lily filmin başından sonuna kadar kural tanımayan, eğlenceli, kendini zaman zaman kaybetmeyi bilen biridir. Bu kişilik özellikleri aslında Siyah Kuğu’nun özellikleri ile uyuşmaktadır. Nina Beyaz Kuğu’nun özelliklerini tamamen karşılasa bile Lily onun gözünde mükemmel Siyah Kuğu’dur ve Nina, iki rolün de kusursuz olması için Lily gibi olmak ister. Nina aklını kaybedecek dereceye gelmiştir artık. Yavaş yavaş sanrılar görmeye başlar. Aslında Lily’nin Siyah Kuğu’yu tamamen karşıladığını düşündüğü özellikleri, Nina’nın belki de annesinin tutumu dolayısıyla bastırmak zorunda kaldığı özellikleridir. Gerçekte Lily bir Siyah Kuğu değildir, Siyah Kuğu aslında Nina’nın içindedir.

Filmin sonunda Nina onu odasına kilitleyen annesi ile bir arbede yaşayıp ona karşı gelerek kusursuzluğu yakalayacağından emin adımlarla gösteri için yola çıkar. Sahneye geldiğinde makyajını yaparak her zaman olduğu gibi Beyaz Kuğu’yu oynar ve Siyah Kuğu sahnesi için hazırlanmak üzere soyunma odasına gelir. Nina, Lily’i sandalyede otururken görür fakat aslında orada oturan kendi içindeki cesur, cüretkâr ikizidir. Nina kendisiyle kavga eder ve aynayı kırıp kırık camı Lily’e saplar. Siyah Kuğu sahnesinden sonra son sahne için de hazırlanmaya soyunma odasına gittiğinde aslında kendiyle kavga ettiğini, Lily’nin hiç onunla konuşmadığını anlar. Kavga ettikten sonra ayna parçasını da kendine saplamıştır fakat Siyah Kuğu’yu mükemmel canlandırma hırsı gözünü kör ettiğinden farkına bile varmadan rolünü tamamlamıştır. Beyaz Kuğu sahnesini açık yara ile tamamladıktan sonra final sahnesinde tüm topluluk meraklı bir şekilde yanına gelir ve Nina, “kusursuzdum.” der.

Kusursuz olmak her olgunun kontrol altında mı olması demektir? Bale, aslında çok kontrollü bir sanat/spor dalıdır. Çokça çalışma, emek, zaman isteyen bir iştir. Çokça zamandan kastım burada 1 yıl değil; 9 yıl, 10 yıl... Ayrıca bale için teknik vazgeçilemeyecek bir husustur. Ancak filmimizin bir sahnesinde sanat direktörü Thomas diyor ki “Tekniğin umurumda değil.” Madem teknik bu kadar önemli, neden Thomas’ın umurunda değil? Çünkü başrolü zaten tekniği mükemmel olan balerinlerden seçmektedir, her teknik aynıdır ancak her yorum farklıdır. Dansçıların birbirlerine fark atacakları yer hiçbir zaman hareketler olmaz, ruh olur. Her hareketi binlerce farklı çeşitte yorumlayabilirsiniz -bir eğitmenimin deyişiyle “soslamak”- . Ruh bu gösteride yorum ile karşımıza çıkıyor. Filmin final sahnesini on kere daha izleseniz, Beyaz Kuğu’daki ve Siyah Kuğu’daki tavrın ne kadar keskin ve apayrı olduğunu hissedebilirsiniz.

Nina kusursuzluğu yeniden tanımlamak zorunda kalır ve bu süreçte baskıladığı tüm duygular açığa çıkar. Aslında geçirdiği bu süreç kendini kaybetmesine ve aynı zamanda da kendiyle, kadınlığıyla, sınırlarıyla yüzleşmesine vesile olur. Annesine gösteriye gitmeden “ev işlerini sen seçtin, ben Kuğu Kraliçeyim.” diyecek kadar özgürleşir.

Nina film boyunca adeta Lily üzerinden kendi korkuları, hırsları ile yüzleşerek ona savaş açıyor. Yine finaldeki sahnelerde Nina’nın, Siyah Kuğu rolü için Lily -aslında Nina- ile savaştığını görüyoruz. Bu sahnede Nina Lily’i aynaya vurup yere düşürür. Lily aslında Nina’nın içindeki karanlığa adeta ayna tutmaktadır, burada Nina’nın kendisi ile kavga etmesinde ayna metaforu çok yaratıcı bir biçimde işlenmiş, Nina’nın diğer kişiliği kendini gösterir ve ona sanki “ben buradayım, beni yok sayamazsın.” demektedir.

Hemen sonrasında üçüncü ve son sahne için soyunma odasında yaralanmış ve gözyaşları içinde makyajına devam eden Nina’yı görmekteyiz. Filmin başındaki Nina olsaydı ağlamaya devam eder belki de pes edip evine dönerdi. Ancak filmin sonundaki Nina tamamen farklı; güçlenmiş, kendini bulup kabul etmiş kendine güvenen bir kadın. Nina’nın gözyaşları içinde hiçbir terslik yokmuş gibi makyajına devam etmesi de bana göre günlük hayatımızda kesinlikle karşılığı olan, bizi güçlü hissettiren anlardan biri.

Filmde hırs, korkular, kariyer aşkı, tutku, iyi ve narin olma, disiplin veya disiplinsizlik, kusursuzluk, başarı için kendinden hatta tüm hayatından vazgeçme, kişilik bölünmesi gibi konular bir arada işlenmiş. Hayatlarımızda belki de görmeyi istemeyeceğimiz hatta kaçtığımız çoğu konu gözler önüne serilmiş, izleyenlerin farklı kişiliklerini sorgulayacağı, kendi benlikleriyle yüzleşeceği ve bunlar yüzünden izlemesi belki de cesaret isteyecek bir eser.

Sanat Hukuku Enstitüsü

Fikir ve Sanat Komisyonu Direktörü

Çağla İşbilir



Swan Lake konusu için kaynakça: https://sanatkaravani.com/dunyanin-en-unlu-dort-bale- gosterisi-ve-anlattiklari-hikayeler/