• Ege Ergün

Prima Facie

Hukuk, özünde adalete yönelmiş, herkes için var olan, toplumsal yaşama düzenidir. Bu düzende hakkını kurallara uygun biçimde arayan her insan, aradığı adaletin sıcaklığını üzerinde hissedecektir! Hissetmelidir... Hissedecek midir?


Tessa, hukuk fakültesine girdiğinden itibaren oyunu kurallarına göre oynadığı takdirde, galibiyetin elinde olacağına inanmaktadır. Evet, Tessa hukuku bir oyun olarak görmektedir. Çoğunlukla ilgilendiği cinsel saldırı davalarında, birçok sanığın müdafiliğini üstlenmektedir. Oyunu kurallarına göre oynadığı sırada adeta ''Oyun Teorisi''ne göre hareket ettiği görülmektedir.


Oyun Teorisi, bir rekabet durumunda birey ya da grubun elde ettiği kazancın, bu rekabet ortamına katılan diğer birey ve grupların kararlarına bağlı olduğunu savunan matematiksel bir yaklaşımdır. Tessa adeta duruşma salonundaki tüm görevlileri kendine rakip belirleyerek, yaptığı hukuk hamleleriyle onları alt etmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken ahlaki değil hukuki sınırlar çizmiştir kendine. Bu sınırlar içerisinde oyunu kazanmaya çalışmaktadır. Ama unuttuğu bir şey vardır. Bugünün kazananı, yarının kaybedeni olabilecektir.


Tessa, oynadığı oyunun kurallarına sorgusuz güvenmektedir. Hayatını ve kariyerini bu yasalar üzerine inşa etmiştir. Ancak bu ön kabullerine rağmen büyük hayal kırıklığına uğramış, kendi iş yerinde flört ettiği insan tarafın tecavüze uğramıştır. Hissettiği tarif edilmez acıları sırtlayıp olayın peşinden koşarak adaleti aradığı sırada, yaşamış olduğu olayı sürekli karşılaştığı cinsel saldırı davalarına benzetmekten kendini alamaz. Yaşadığı olayı düşündükçe, aslında delillerin ne kadar yetersiz ve kendi aleyhine olduğunu fark etmeye başlar. Ancak ortada bir gerçek vardır. Tessa alenen tecavüze uğramıştır. Bu su götürmez bir gerçek iken, olayı berrak bir şekilde bilen tek kişi de Tessa'dır. Ama hayatını ve kariyerini adadığı hukuk düzeni, ona bu gerçeğini aydınlatma imkanını tanımamıştır. Tessa, olaya üçüncü bir gözle, bir müdafi gözüyle baktığı her an tecavüzün üstü kapanmaktadır. İşin en sinir bozucu kısmı da budur zaten. Bir başkası değil, mağdurun ta kendisi failini zihninde aklamaktadır.


Fikrimce Tessa, oyun teorisi literatüründeki en büyük tartışmaya kurban olmuştur. Adam Smith'e göre belirli bir düzlemde her birey, yalnızca kendi çıkarını maksimize etmeye çalıştığında nihai başarım sağlanacaktır. Ancak John Nash'e göre ise nihai başarım, her birey kendi çıkarını düşündüğü kadar düzlemdeki diğer bireylerin de çıkarlarını düşündüğünde sağlanacaktır. Tessa'nın bulunduğu duruşma salonunu, hakim, savcı, müşteki vekili ve kendisinden oluşan bir oyun düzlemi gibi düşünecek olursak; Tessa, müdafii olarak yalnızca hukuki sınırlar içerisinde yapılacak en iyi savunmayı yapmanın, yani yalnızca kendi çıkarını maksimize etmeye çalışmanın adaleti sağlamakta yeterli olduğunu düşünmektedir. Kendisi haricinde o duruşma salonundaki diğer hukuk görevlilerinin başarısızlıkları veya hukukun ataerkil kuralları önemsizdir. İşte yanıldığı kısım tam olarak da buradadır. Eğer hukukun kuralları temelde ataerkil ve ilkel kusurlar barındırıyorsa veya diğer hukuk görevlileri görevlerini gereğince icra edemiyorsa, Tessa istediği kadar müdafii olarak en iyi savunmayı yapsın, asla adalet tam olarak sağlanamayacaktır.


Hukuk temelinde hala ilkel ve ataerkil fikirler barındırmaktadır. Bunların revize edilmesi, güncellemesi gerekmektedir. Hayatımızı Tessa gibi hukukun üzerine inşa eden bir insan bile olsak, karşılaşacağımız bu gibi olaylar bizi ikiye bölecektir. Prima Facie, bu güzel hikayesiyle hem bize ''masumiyet karinesi'' gibi hukukun temel kavramlarını sorgulatmış, hem de feminist bakışın, hukuk üzerindeki izdüşümlerine odaklanmıştır.


Sanat Hukuku Enstitüsü

Akademik Direktörü

Ege Ergün