top of page
  • Sümeyye Avcı

Sanatçıların İş Kanunu Kapsamında Haklarının Ve Sorunlarının Değerlendirilmesi

1. Giriş

Sanat, en genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olarak tanımlanmakla birlikte; sanatçı da bir ideayı, görselliği, duyumsallığı kendine özgü şekliyle ifade eden kişi olarak ifade edilmektedir. Sanatçı, topluma ve politikalara sirayet ederek toplumun sosyal gelişimiyle birlikte hayatın birçok alanına katkıda bulunmaktadır. Toplumun gelişimine bu denli katkıda bulunan sanatçıların eser ve haklarının korunması devletin temel yükümlülüklerinden biridir. Ülkemizde sanat eserlerinin korunmasına ilişkin en kapsamlı düzenlemeleri içeren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na (FSEK) göre eser; “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini” ifade etmektedir. Sanatçı ise Türk Dil Kurumu’na göre; güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkar; sinema, tiyatro, müzik gibi sanat eserlerini oynayan, yorumlayan, uygulayan kimsedir.[1]


Bilimsel, edebi eserlerden sahne sanatları (tiyatro, opera, bale, halk dansları), fonetik sanatlar, plastik sanatlar (resim, heykel, seramik karikatür), sinema-televizyon dahil olmak üzere eser sahibinin, icracı sanatçıların, eserle ilgisi olan kurum/kuruluşların haklarının korunması ile eserin yaratılması-sunulması aşamalarında sürecin düzenlenmesi FSEK kapsamında sağlanmaktadır. Bu makalede, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında, sanatçıların bireysel iş ilişkileri kapsamında gündeme gelen hakları ve sorunları değerlendirilecektir.


2. Sanatçıların Çalışma İlişkisi Kapsamında Temel İşçilik Hakları


Sanatçıların gerek bireysel gerek toplu iş ilişkileri kapsamında sahip oldukları haklar bakımından Anayasa üst norm niteliği taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 27. maddesi ‘’Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.’’ Hükmünü ihtiva etmekte olup, herkesin bilim ve sanatı öğrenme hürriyetini koruma altına almıştır. Yine Anayasanın ‘’Sanatın ve Sanatçının Korunması’’ başlıklı 64. Maddesi, devletin sanatsal faaliyetleri ve sanatçıyı koruyarak sanat eserlerinin korunması, desteklenmesi hususunda gerekli tedbirleri almakla mükellef olduğunu hükme bağlamıştır. Bu bağlamda sanatçılar, Anayasal koruma altına alınan çalışma hakkı, dinlenme hakkı, sendika kurma hakkı, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı, ücrete sahip olma hakkı ve sosyal güvenlik haklarına sahiplerdir.

Sanatçılar iş ilişkilerinden doğan hakları niteliğince, bireysel iş sözleşmeleri bakımından iş ilişkisinin düzenlendiği hizmet akdine göre 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabidir. Bunun yanı sıra 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu da sanatçıların iş ilişkilerinden doğan haklarının değerlendirilmesi yönünden ilgili mevzuattır.


2.1. Çalışma Hakkı


Çalışma hakkı, temel haklardan sayılmakla birlikte Anayasanın 48. Maddesi gereğince herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme yapma özgürlüğü koruma altına alınmıştır. Bu bağlamda sanatçılar kendi namına veya bir işverene bağlı olarak çalışma hakkına sahiptir. Serbest meslek erbabı sayılan kişiler 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda sayılmış olup, bu gruplara konser veren müzik sanatçıları, telif hakkının sahipleri ya da mirasçılarının eseri kiralamasından veya elden çıkartmasından serbest meslek kazancı elde edenler örnek verilebilir.


Sanatçının bir işverene bağlı olarak mesleğini ifa etmesi anlamında ise, kamu sektöründe devlet sanatçısı olarak veya sözleşmesel ilişki ile özel sektör kapsamında çalışması şeklinde sayılmıştır. İş hukuku kapsamında “iş sözleşmesi”; Borçlar hukuku kapsamında ise “eser,” “vekalet” veya “yayım sözleşmesi” ile çalışmaları mümkündür.


2.2. İş Sözleşmesi Yapma Hakkı


İş sözleşmesi yapma hakkı, çalışma hakkıyla bağlantılı bir hak olup; sözleşme serbestisi ilkesi, sanatçının iş sözleşmesi akdedebilme hakkını korumaktadır. İş Kanunu’nda; iş sözleşmesi bir tarafın bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak tanımlanmıştır. İş sözleşmesinde, işverenin yönetim hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma borcu yer almakta ve işçi iş görme borcunu işverenin yönetim, gözetim ve denetimi altında yerine getirmektedir. Bu bağımlılık ilişkisi, sözleşmenin tarafları arasında kaçınılmaz bir hukuki hiyerarşi yaratmaktadır.[2]


Öte yandan, Yargıtay’ın bağlı çalışan sanatçıların iş ilişkilerinin belirlenmesi hakkındaki görüşü taraflar arasında bulunan bağımlılık unsurunun tespit edilmesinin güçlüğü nedeniyle bir iş ilişkisi olarak kabul edilmediği yönündedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi sosyal sigorta haklarıyla bağlantılı olarak açılan bir hizmet tespiti davasında, “bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılma” hususu bakımından sanatçı ile işveren arasındaki ilişkide bağımlılık unsurunun bulunmadığından bahisle, bir iş sözleşmesinin varlığından da söz edilemeyeceğini belirten Yerel Mahkeme kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir.[3]

Bu nedenle, sanatçı ile işveren arasındaki iş ilişkisinde bağımlılık unsurunun irdelenmesi, sözleşme kapsamında kararlaştırılan hükümlerin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Aksi takdirde yukarıda anılan kararda hükmolunduğu üzere iş ilişkisi bulunmadığı, taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğu kabul edilecektir.


2.3. Ücret Hakkı


Sanatçılar da iş ilişkilerinde ücrete ilişkin olarak ortaya konulan ulusal ve uluslararası düzenlemelerden yararlanabilmektedir. İş Kanunu’nun 32. Maddesinde ücrete ilişkin düzenleme yapılmış ve bu düzenlemeyle birlikte sözleşme kapsamında ücret, ücretin ödenme şekli, ücretin ödenmemesi halinde işçinin sahip olduğu haklar koruma altına alınmıştır. Bunun yanı sıra Borçlar Kanunu’nun 407. vd maddeleri de ücret ve ücretin korunmasına ilişkin hükümleri düzenlemektedir. Bu noktada, sanatçının akdinin Borçlar hukuku kapsamında mı İş Kanunu kapsamında mı olduğu tespiti önem arz etmektedir.


2.4. İş Sağlığı ve Güvenliği Hakkı


İş Sağlığı ve güvenliği hakkı, bireyin sağlıklı ve güvenilir bir çalışma ortamında çalışma hakkını ifade etmektedir. Bu hak, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerle belirlenmektedir. Kanun lafzından anlaşılacağı üzere, kamu-özel sektör ayrımı yapılmaksızın istihdam edilen her bir birey bu kapsamda korunmaktadır. Fakat kendi namına çalışan serbest meslek erbabı sayılan sanatçılar kanun kapsamı dışında kalmaktadır.


Sanatçılar, bağlı oldukları işverenin yükümlülüğü olan çalışanların iş sağlığı ve güvenliği bağlamında gerekli her türlü tedbiri almasını isteyebilecektir. İşverenin bu yükümlülüğe aykırı davranması halinde işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi, kişilik haklarının ihlaline bağlı olarak zarar meydana gelmesi halinde sanatçı işverenden bu yönde tazminat talebinde bulunabilecektir. Zira, sözleşmeye aykırılık ya da haksız fiil sorumluluğuna ilişkin Borçlar hukuku genel hükümlerince sanatçının yasal yollara başvurması da mümkündür.


Sanatçıların, gerek İş Kanunu gerek Borçlar Kanunu kapsamında sözleşme kapsamında mesleğini ifa etmesi yönünde bir ayrım gözetilmeden iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike arz eden durumlar olay özelinde değerlendirilmelidir. Zira, çalışma saatlerinin esnek yapısı, psikolojik tahribat, çalışma alanlarının gerekli olan koşulları taşımaması gibi sorunlar çalışılan sanat alanı bağlamında değerlendirilmelidir.


2.5. Fesih Hakkı


Sanatçılar, sözleşme yapma hakkına bağlı olarak sözleşmeyi fesih yoluyla sona erdirme hakkında sahiptirler. “Fesih, bildirimi tek taraflı bir irade beyanıdır. Bu beyan, belirsiz süreli iş sözleşmelerinin süre verilerek sona erdirilmesinde olduğu gibi belirli veya belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işçi ya da işveren tarafından haklı nedenlerle süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de söz konusudur.”[4] Fesih bildirimi, İş Kanunu’nun 17. maddesinde öngörülen süreler kapsamında yapılmakla birlikte belirsiz süreli olarak kurulan iş ilişkisinin hemen sonlanması sonucunu doğurmamaktadır. Bildirim süresi olarak adlandırılan süre zarfı boyunca taraflar iş ilişkisi kapsamında yükümlü oldukları edimleri ifa etmeye devam ederler. Aksi takdirde sanatçı işbu bildirim sürelerine uymadığı takdirde bu sürelere ilişkin ücret tutarını ihbar tazminatını işverene ödemek zorunda kalacaktır.


İş Kanunu’nun bu bağlamda taraflara yüklemiş olduğu sorumlulukların gündeme gelebilmesi için bitabi taraflar arasında akdedilen bir iş sözleşmesinin varlığı aranmaktadır. Çoğu zaman sanatçı ile işveren arasında iş sözleşmesinin varlığından söz etmek güçtür. Bu bağlamda sanatçının genel anlamda işçilik haklarından faydalanamamasının altında iş ilişkisine bağlı olarak işçi olarak nitelendirilmemesi feshe bağlı hakların kullanımı aşamasında sorun yaratmaktadır.


3. SONUÇ


Yukarıda da izah edilen ve atıfta bulunulan yasal düzenlemeler ile sahip olunan hakların kullanılması, uygulanması günümüzde hala sorun teşkil etmeye devam etmektedir. Bunun başlıca sebepleri arasında ülkelerin sanat ve sanatçıya bakış açısı sayılmakla birlikte sanatçıların istihdam esnasında maruz kaldığı muameleler de sayılabilir.


Sanatçının, bireysel iş hukuku kapsamında sahip olduğu haklar normlar hiyerarşisinin en üstünde bulunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başta olmak üzere 4857 sayılı İş Kanunu ile 6098 sayılı Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin uygulanabilirliği bakımından sanatçıların akdedilen sözleşmelerinin atipiklik göstermesi ile çalışma şekilleri nedeniyle iş/hizmet sürelerinin bölünmesi, süreklilik arz etmemesi hak kayıplarına sebep olabilmektedir. İş Kanunu kapsamında öngörülen hakların elde edilememesi akabinde sosyal güvenlik haklarını da etkilemektedir. Zira, gerek işveren tutumları gerekse ekonomik kaygılar sanatçının icra ettiği sanatı kaygısız bir şekilde sürdürmesine engel teşkil edebilmektedir. Bu noktada sanatçıların toplum açısından öneminin kavranması ve bu yönde adımlar atılması gerekmektedir. Devletin, sanatı ve sanatçıyı korumak adına daha kapsamlı hukuki düzenlemeler yapması ve sanata ve sanatçıya gereken değerin verilerek toplum nezdinde bunu yaymak sorunların çözümlenmesi adına önemli katkılar sunacaktır.


Sanat Hukuku Enstitüsü

Proje Direktörü

Sümeyye Avcı


KAYNAKÇA


1.Süzek, Sarper: İş Hukuku, İstanbul 2017, Beta Yayınevi. sy.250.

2.Çelik,Nuri: İş Hukuku Dersleri, İstanbul 2022, Beta Yayınevi, sy. 347-368.

3. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2014/2665 E., 2014/5044 K. 07.03.2014 tarihli Kararı .

4.https://sozluk.gov.tr/transfer?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5729e8c1ed9825.22233307 (Erişim tarihi: 24.12.2022)

5. Hoş, Zeynep: Ülkemizde Sanatçıların Çalışma, İş Sözleşmesi Yapma ve Ücret Hakları Bakımından Değerlendirme, Eskişehir 2018, sy. 114-130.

[1] https://sozluk.gov.tr/transfer?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.5729e8c1ed9825.22233307 (Erişim tarihi: 24.12.2022) [2] Süzek, S.2017,İstanbul, Beta Yayınevi, s.250 [3]Davacı, dublaj sanatçısı ve yönetmeni olarak çalıştığını iddia etmekte olup, anılan sektörde çalışanlar, işverenin stüdyosunda veya uygun göreceği yerde, başka bir anlatımla, işverenin işlerinde edimlerini göreceklerdir. Bu durum, bir bağımlılık ortamı yaratma amacından çok, teknik ve doğal olanaklardan yararlanabilme gereğidir. İşverenin, belirli amacına varabilmesi için, işverence sanatçıya yapılacak müdahaleler, sanatçının bağımlı çalıştığı sonucunun çıkarılabileceği nitelikte görülmeyebilir. Meydana getirilen filmin o sahnesini kendi sanat gücü ve yeteneği oranında gerçekleştireceği, bağımlı olmadan yaptığı iş oranının bağımlı işlere üstün bulunduğu cihetle, işverenle aralarındaki sözleşmenin hizmet akdi olduğu söylenemez. Eserin sanat yönü veya mesajıyla ilgili olmayan, başka bir anlatımla kendilerine bir sonuç bağlanmayan hizmetlerle işveren veya vekilinin direktifi altında sanat gücü kullanılmadan yapılan işlerin ise, istisna akdi olarak nitelenemeyeceği de açıktır. Somut olayda, davacının İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesine dayandığı kabul edilmiştir. Mahkemece, yapılması gereken iş; İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan davanın kesinleşip kesinleşmediğini araştırmak, anılan dosya içeriği de irdelenmek suretiyle taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini belirlemek, hizmet akdi bulunduğu sonucuna varılırsa yöntemince süresini belirlemek ve tüm deliller toplandıktan sonra hasıl olacak neticeye göre bir karar vermekten ibarettir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2014/2665 E., 2014/5044 K., www.corpus.com.tr. [4]Çelik, Nuri İş Hukuku Dersleri, İstanbul 2022, Beta Yayınevi, sy. 347.

bottom of page