top of page

FİKRİ HAK İHLALLERİNDE MENFAAT (KAZANÇ) DEVRİ

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Gamze Elif Okşaş
    Av. Gamze Elif Okşaş
  • 4 gün önce
  • 6 dakikada okunur

Giriş

Genel hukuk yargılamasında görece sınırlı şekilde ileri sürülen ve uygulamada yerleşik içtihatlarla henüz yeterince şekillenmemiş olan menfaat devri kurumu, doktrinde tartışılan ve somut olayın özelliklerine bağlı olarak son derece etkili sonuçlar doğurabilen özgün bir nitelik taşımaktadır.

 

Bu düzenleme, klasik zarar-tazminat hükümlerinden farklı bir hukuki mekanizma olarak, zarar görenin zararını ve yoksun kaldığı kârı karşılamaktan ziyade ihlal edenin haksız surette elde ettiği menfaatin iadesini amaçlamaktadır.


FSEK m. 70 Çerçevesinde Kazanç Devri

Menfaat devrinin özel görünümlerinden biri olarak FSEK madde 70/3’te açıkça düzenlenen bu yaptırım, bir başkasının hukuk sahasına haksız müdahale eden ve bu suretle kendisi lehine haksız menfaat elde eden kimsenin, kazandığının yanına kâr kalmasını engelleyen bir kurumdur. Esasen FSEK’te bir özel hükme yer verilmeseydi dahi, TBK m. 530’a dayanarak, başkasına ait fikri hakları ihlal eden ve bundan bir kazanç elde eden kişiden bu kazancın devri talep edilebilirdi. [1]

 

Madde 70 – (Değişik birinci fıkra: 7/6/1995 - 4110/22 md.) Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir.

Mali hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksız fiillere mütaallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir.


Birinci ve ikinci fıkralardaki hallerde, tecavüze uğrayan kimse tazminattan başka temin edilen karın kendisine verilmesini de istiyebilir. Bu halde 68 inci madde uyarınca talep edilen bedel indirilir.


Başka bir ifadeyle FSEK m. 70’te düzenlenen kazanç devri, ihlal edenin hukuka aykırı davranışı sayesinde ekonomik avantaj elde etmesinin önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Aksi bir kabul, özellikle uzun süreli ve ticari boyutu yüksek ihlallerde, haksız menfaat elde edenin hukuka aykırı eyleminden dolaylı olarak ödüllendirilmesi sonucunu doğurabilir.


Doktrinde, uygulamada avukatların kazanç devri talebine neden daha az başvurduğu hususu tartışılmaktadır. Oysa özellikle karşı tarafın kurumsal ölçekte faaliyet gösterdiği, faturalaşma süreçlerinin düzenli ve şeffaf olduğu, ihlale konu eserin marka değerini artırıcı biçimde kullanıldığı, eserin uzun yıllar boyunca izinsiz şekilde değerlendirildiği ve reklam ile pazarlama faaliyetlerinde yer aldığı durumlarda, ihlalin ekonomik boyutu çoğu zaman farazi lisans bedelinin ötesine geçmektedir.


Bu tür hâllerde yalnızca FSEK m. 68 kapsamında öngörülen farazî sözleşme bedeli ile yetinilmeyip m. 70/3 hükmüne dayanılması, hak sahibi bakımından daha elverişli sonuçlar doğurabilir. Zira ihlal eden, m. 68 kapsamında hükmedilebilecek bedelin üzerinde bir kazanç elde etmişse, m. 70/3 uyarınca bu kazancın devri talep edilebilecektir. Bu noktada FSEK m. 68 ile m. 70/3 arasındaki fark önem kazanmaktadır.


"FSEK'in 68/1. bendi hükmüne göre eser sahibinin kendisiyle sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya rayiç bedelin belirlenmesi suretiyle tazminata hükmedilmesi gerekmektedir. FSEK'in 70/3. bendi hükmüne göre ise eserden kaynaklanan haklara tecavüzde bulunan tarafın bu eylem nedeniyle elde ettiği kâr belirlenerek şayet bu miktar FSEK'in 68/1. bendi hükmüne göre belirlenen tazminattan yüksek ise 68. maddeye göre belirlenen tazminat 70/3. bendi hükmüne göre belirlenen tazminattan indirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Bu aşamada şu hususu belirtmek gerekir ki; aynı eylemler nedeniyle FSEK'in hem 68. hem de 70/3. bendi hükmüne göre iki ayrı tazminata hükmedilmesi de mümkün değildir.’’ [2]


"Zira burada tecavüzün, hak sahibinin talebi doğrultusunda farazi sözleşme ile ref’ine karar verilmektedir. Başka bir deyişle hak sahibi tarafından FSEK’in 68. maddesi gereğince bedel veya bunun en çok üç katının talep edilmesi, mütecavizin mali haklara tecavüzüne sonradan hak sahibi tarafından icazet verilmesi ve farazi olarak sözleşmesel temele oturtulması suretiyle yapılan kendine özgü bir ref yöntemidir. Esasen bu husus FSEK’in 68/6 maddesinde, “Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu itibarla hak sahibi, örneğin dava tarihi öncesine ilişkin tecavüz oluşturan ve dolaşımdaki nüshalarının toplanması veya imhası suretiyle tecavüzün ref edilmesini istiyor ise FSEK’in 68/1 maddesi gereğince bedel ödenmesini değil, FSEK’in 70/2 maddesi gereğince tazminat veya 70/3 maddesi gereğince mütecavizin elde ettiği kârı talep etmelidir...." [3]


Bununla birlikte, kazanç devri talebinde bulunulurken, ihlal edenin menfaati ne şekilde elde etmiş olabileceğine ilişkin somut vakıaların ortaya konulması, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi bakımından önem taşımaktadır. Her ne kadar menfaat devri, hak sahibi lehine elverişli bir talep türü olsa da; talebin soyut ve genel ifadelerle ileri sürülmesi, uygulamada sonuç alınmasını güçleştirmektedir. Nitekim mahkemelerin, dosya kapsamında ihlal edenin kazanç elde ettiğini tespit etmeye elverişli veri sunulamaması hâlinde talebi değerlendiremediği, bilirkişi incelemelerinde de somut ve hesaplanabilir bir kazanç kalemine ulaşılamadığı yönünde kararlar mevcuttur.


"..dosya kapsamında davalının elde ettiği gelir ve kara ilişkin başkaca bir veri olmadığından FSEK 70/3 maddesi uyarınca herhangi bir tespit yapılamadığı..’’ [4]


‘’davalı tarafın FSEK 70/3 md kapsamında telakki edilecek karın ancak ticari defter kayıtları üzerinde yapılacak inceleme neticesinde net olarak hesaplanabileceği dolayısıyla 07.05.2025 tarihli dilekçede müzekkere yazılması yönünde talebin bulunduğu şirketlerden gelecek cevabi yazıların FSEK 70/3 md kapsamında Mahkememizce net bir veri elde edilmesi noktasında yeterli olmayacağı..’’ [5]



Kazanç Devrinin Hukuki Niteliği

Doktrinde tartışılan hususlardan biri, bu yaptırımın niteliğinin ne olduğu ve FSEK m. 70/3’ün lafzındaki “temin edilen kârın” ibaresinin ne şekilde yorumlanması gerektiğidir. Bu kapsamda, fiilen elde edilen net menfaatin devrinin mi, elde edilmesi ihmal edilen kazançlar dahil bir devrin mi söz konusu olacağı hususunda farklı görüşler mevcuttur.


Doktrinde özellikle de fikri ve sınai hak ihlalleri halinde, elde edilen menfaatin devrinin bir tazminat hesaplama yöntemi olup olmadığı tartışmalıdır. Menfaat devrini bir tazminat olarak kabul eden görüşlere göre, bu bir hesaplama yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Menfaat devrinin bir tazminat olmadığı yolundaki görüşlere göre ise, menfaat devri yaptırımı halinde mağdurun esas olarak uğradığı zararın miktarını kesin bir şekilde tayin etmek çok zordur. Bu sebeple, menfaat devri halinde amaç, hak ihlali neticesinde elde edilen tüm menfaatlerin hak sahibine dönüşünü sağlamaktır. [6]


Hükmün lafzı, “temin edilen kâr” ibaresiyle, ihlalde bulunanın fiilen elde ettiği ekonomik menfaate işaret etmektedir.


Gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerine göre ise öyledir ki, hak sahibinin kendisi olarak elde edemeyeceği bir menfaati, haksız müdahale eden taraf kendi becerileri ile elde etmişse dahi bunu iade etmelidir.


"Sonuç olarak iş gören kişisel çabası ve becerisi ile ya da bir dış etki ile normal koşullarda elde edilecek olan menfaatten daha çok menfaat elde etmişse, bunun devredilmesi gerekir. İş sahibinin bu menfaati elde edemeyecek olması da önemsizdir.’’ [7]


‘’Menfaat devri yaptırımı, malvarlıkları arasında herhangi bir değer kayması olup olmadığını önemsemeksizin, karşı tarafın hak ihlali suretiyle elde etmiş olduğu gerçek menfaatin, ihlal edilen hakkın sahibine devredilmesini öngörür. Elde edilen menfaatin, karşı tarafın kişisel becerisine dayanıp dayanmaması, hak sahibinin o tür bir menfaati kendisinin elde edemeyecek olması gibi hususlar önem taşımaz.’’ [8]



Bu konuda dikkat çekici bir örnek, Sayın Prof. Dr. Rona Serozan tarafından verilmektedir:


Elde edilmesi savsaklanmış semerelerin karşılığı, doğal olarak, malikin aynı kural uyarınca zaten giderilecek olan zararından da apayrıdır, ondan bağımsızdır. Öyle ki, malik, o semereyi bizzat elde etmeyecek (edemeyecek) olsa bile bu değer karşılanmalıdır. Yeter ki olağan yaşam deneyimlerine göre, böyle bir semerenin elde edilmesi doğal sayılsın, haksız zilyetten beklenebilsin.


Örnek: Taksiyi çalan hırsızdan, taksinin sağladığı olağan, ortalama rant (gelir) her halde istenebilir. Malikin, sözgelişi hastalık, sürücü belgesi eksikliği veya şoförsüzlük yüzünden taksisini kesinlikle çalıştıramayacağının, yani zararın yokluğunun kanıtlandığı ve haksız zilyedin de taksiyi çalıştırmadığı olasılıkta bile. Ortada ne malikin zararı ne de zilyetçe fiilen elde edilmiş semere (zenginleşme) olmadığı halde, taksinin olağan, ortalama, nesnel getirisi yine de ödenir. [9]





Bu yaklaşım, kazanç devrinin ne denli caydırıcı bir temele dayandığını göstermektedir.

Aynı şekilde belirtmek gerekir ki, iş gören, aynı kazancı iş sahibinin hukuk alanına müdahale etmeksizin de elde edebileceği yönünde bir savunma da ileri süremez. İş gören, başkasının hukuk alanına haksız olarak müdahale etmeksizin de aynı kazancı elde edebilecek olsa bile, bu yolu tercih etmeyip iş sahibinin hukuk sahasına müdahalede bulunduğuna göre, bunun sonuçlarına da katlanmalıdır. [10]


Dolayısıyla kazanç (menfaat) devrinin hukuk yargılamasında yalnızca telafi edici değil, aynı zamanda önleyici ve caydırıcı bir yaptırım işlevi gördüğü söylenebilir.


Sonuç

Menfaat (kazanç) devri, gerçek ekonomik zemin üzerinden bir sonuca varma gayesi taşıdığından, yalnızca uyuşmazlıkların çözümünde değil, hakların etkin korunmasında ve caydırıcılığın sağlanmasında da önemli bir işleve sahiptir. Haksız menfaatin devri, adil ve caydırıcı bir ekonomik sonuç doğurarak ihlal edenin kazancının gerçek boyutu üzerinden hesaplama yapılmasını mümkün kılabilmektedir.


Bu çerçevede, somut olayın özellikleri dikkate alınarak, menfaat devri talebinin koşulları ve uygulamadaki seyrinin dikkatle incelenmesi ve doğru bir aktarım ile yargılamada daha sık karşılaştığımız bir talep çeşidi haline gelmesi beklenmektedir.


Sanat Hukuku Enstitüsü

YK Başkan Yardımcısı

Av. Gamze Elif Okşaş


KAYNAKÇA


[1] Yıldız, Ozan Ali: Fikri Hakların İhlaline Dayalı Kazanç Devri Talebi, İstanbul 2022, On İki Levha Yayıncılık, s. 39.

[2] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2023/6470 K. 2025/328 T. 22.1.2025 kararı.

[3] İstanbul 4. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin E. 2021/19 K. 2024/201, T. 5.11.2024 kararı.

[4] İstanbul Anadolu 2. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin E. 2021/214 K. 2024/159, T. 15.10.2024 kararı.

[5] İstanbul 1. Fikrî Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin E. 2021/152 K. 2025/149, T. 18.6.2025 kararı.

[6]  Güleryüz, M. Tarık / Zorluoğlu Yılmaz, Ayça: Bir Anglo – Amerikan Hukuku Müessesesi Olarak Cezalandırıcı Tazminatın [Punitive Damages] Bazı Türk Hukuku Müesseseleri İle Mukayesesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Mart-Nisan 2019, Sayı 141, s. 352-353.

[7] Baş Süzel, Ece, Gerçek Olmayan Vekâletsiz İş Görme ve Menfaat Devri Yaptırımı/ İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul 2015, s. 78

[8] Baş Süzel, Ece: Gerçek Olmayan Vekâletsiz İş Görme ve Menfaat Devri Yaptırımı/ İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul 2015, s. 141

[9] Serozan, Rona: Taşınır Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, syf. 175

[10] Özen, Burak / Yıldız, Ozan Ali: Gerçek Olmayan Vekâletsiz İş Görmeye Dayalı Kazanç Devri Yaptırımının Kapsamının Belirlenmesi, GSÜHFD, C. 20, S. 2, 2021, s. 1838.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page